İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul depreminin ardından AFAD toplantısına çağırılmadığını yineledi.

Kentte 26 Eylül’de meydana gelen depremin ertesi günü AFAD’ın Hasdal yerleşkesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay başkanlığında Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) toplantısı yapılmıştı. İmamoğlu toplantıya davet edilmediğini, valilik ise davet edildiğini savunmuştu.
İBB başkanı, bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamasının ardından Florya’daki başkanlık konutunda bir kez daha kameraların karşısına geçti. İmamoğlu, hükümet mensuplarının kendisini yok saymaya çalıştığına dair örnekler vererek depremle uğraştıklarını, polemiğe girmek istemediğini dile getirdi.
Deprem envanteri çıkarılıyor
İmamoğlu, basın toplantısında özetle şunları söyledi:
*Sizlerle, depremle ilgili süreci analiz etmek adına buluştuk. Yaşadığımız depremi her gün hatırlatan artçıları da devam ediyor. Ben olaya şöyle bakıyorum: Depremi hiç unutmamayı, her zaman hafızamızda diri tutmayı ve bu konuda herkesin sorumluluğu üstlendiği günleri istiyoruz. Bu konuda biz kararlıyız. Şu anda tümüyle deprem sürecine odaklı çalışmalarımızı kurum içerisinde yürütüyoruz, yönetiyoruz.
*Öncelikle bazı tartışmaların sona ermesi adına, deprem toplanma alanlarıyla ilgili envanteri çok yakın bir zamanda basınımızla paylaşacağım. Bunu paylaşmakla kalmayacağız. Deprem toplanma alanlarının yeterliliği konusunda yaptığımız çalışmada nasıl bir yol haritamız olacağını anlatacağız. İnsanlar, İstanbul’da en azından bir afet sonrası süreçte, deprem toplanma alanlarıyla ilgili bizim eylem planımızı öğrenmiş olacaklar. Bu sürecin çözülmüş haliyle İstanbul halkıyla buluşmasını sağlamak en önemli temennimiz.
‘Susuyorsam sebebi var’
*Deprem, tek başına afeti ya da afet sonrasını konuşmak değil. Genelde böyle yapıyoruz. Bizim için esas olan, depreme hazırlık yapmak. Bu ne demek? Bu şehrin insanlarının yaşadıkları, çalıştıkları, eğitim gördükleri alanlarda, özellikle kamu alanlarında ve kendi müstakil alanlarında sağlam bir yapıya sahip olmalarını sağlamak. Bu konuda her türlü hassasiyete sahibiz. İstanbullular, bu konuda etkili bir dönemi İBB nezdinde yaşayacaklar. Deprem, bu kentin en hayati konularından bir tanesi, belki de en önemlisi.
*Geçen günlerde katıldığım bir TV programında bana, ‘Sayın cumhurbaşkanıyla bir araya geldiğinizde ilk neyi konuşacaksınız’ diye sorduklarında, ‘Depremi konuşacağım’ demiştim. Biz, o gün daha depremi yaşamamıştık. Bu benim, İBB başkanı olarak depreme verdiğim önemin bir göstergesi. Yapılan bütün polemiklere rağmen üç gündür susuyorsam, elbette bir sebebi var. O da bu depremin, polemiklere kurban gitmemesine olan hassasiyetimdendir. Susmamın fırsata çevrilmesine de asla zemin taşıyacak ya da izin verecek bir kişiliğe de asla sahip değilim. Ben, 16 milyon kişinin yaşadığı bu kentte halkın tercihiyle, en yüksek oyla seçilmiş İBB Başkanıyım. Bazıları benden ‘Şehirden sorumlu arkadaş’ diye bahsediyor. Bu, onların acizliğini gösterir. Bu dili kullananların sürece saygısının olmadığını gösterir. Bu, beni çok derinden üzüyor. ‘İBB başkanı’ diyebilmek, aslında çok değerli ve önemlidir. 16 milyon İstanbulluya gösterilen saygının karşılığıdır. Diyememenin de psikolojik bir temeli vardır; o benim işim değil. Bu psikolojik temeli ve bu sorunu kendileri sorgulasınlar. Ya da onlara yardımcı olacak arkadaşlar da bunu irdelesinler.
‘Cumhurbaşkanı yardımcısına katılıyorum’
*Gelelim davet meselesine… Sayın cumhurbaşkanı yardımcısına yürekten katılıyorum; onu söyleyeyim. İBB başkanı, bir şekilde devletin deprem toplantısına davet edilmiş de katılmamışsa, büyük ayıp etmiştir, büyük yanlış yapmıştır. Kesinlikle de siyasetini yapıyorsa da bu en büyük ayıptır. Ama bu böyleyse… Siyaset yapmak isteyen bir kişi, bir gün önce çağrıldığı bir toplantıya koşa koşa gittiği bir toplantıya, ki deprem olur olmaz aradığım ilk kişi, bu şehrin valisidir. Sayın valimizi 15.00 civarlarında aradım, ‘Ben, havaalanından AKOM’a geçiyorum. Bilginiz olsun. Bir şey olursa da haberleşelim sayın valim’ dedim. Ben, 18.30’a kadar AKOM’da çalışmalarımızı sürdürdüm. O saatten sonra da sokağa çıkan insanları ziyaret etmek adına Bağcılar’a giderken, birkaç kilometre kala aldığım telefonla yönümü değiştirdim ve 20-25 dakika sonra Valilik’teki toplantıda oldum. Davet edildim ve koşa koşa gittim. Sonrasında da katıldığım iki TV programında da o toplantının gerekliliğini, sayın cumhurbaşkanı yardımcısının da orada ortaya koyduğu, hesap sorduğu tavrını da önemli ve değerli bulduğumu söyledim. Siyaset yapacak insanın orada ne işi var ya da televizyonlarda niçin böyle konuşuyor?
‘Acizlik’
*Bu kadar net bir tavrı ortaya koyan bir kişi olarak, üç gündür önüne gelenin bu toplantı ile ilgili yorum yapmasını, konuşmasını esefle kınıyorum. Bakanların, bazı siyasi parti temsilcilerinin bu konuyla ilgili, benim şahsımı hedef alarak, bu süreci bu şekilde yorumlamasını kınıyorum. Çok ayıp. Suskunluğumu fırsata çeviren insanları da acizlik olarak yorumluyorum. Çağrıldığım her devlet toplantısına, devletimin beni çağırdığı her toplantıya koşa koşa giderim. Suskunluğumun iki sebebi var: Bir tanesi bu depremin önüne geçmemesi ile ilgili direncim ve ısrarım. İkincisi de devlet terbiyem, devlet adamlığı terbiyemdir. Herkesin de bu hassasiyetle davranmasını beklerdim. Ama olmadı. Üzülüyorum.
*Eğer bu şehirde siz hala sistem kurduğunuzu ve kurulan sistemde de toplanma alanlarının mükemmel olduğunu savunuyorsanız, 16 milyon insan da bundan mutluysa, ben de mutlu olurum. Çıkar milletimin önünde, milletimden özür dilerim. Ama değil! Ben, kafamı kuma sokamam. Bu mu rahatsız etti? Ya da benim bulunmam gereken ortamlarda bulunmamam, sizi bunun için mi rahatsız etti. Ben, bu şehrin geçmişinden bugüne kadar yapılan yanlışlarla yüzleşecek bir yönetici olduğum gibi, yarınlara dönük atacağım adımlarımda da kararlı olacağım. Bu şehre hata yaptırtmayacağım. Bu şehre, insanların sesini dinleyerek, asla ve asla ihanet edilmesine müsaade etmeyeceğim. Onun için bu millet beni seçti. Onun için benim o sürece bakma anlayışım budur. Ben, bu süreç kapansın istiyorum. Konu da kapansın. Siyaseti unutalım. İşimize bakalım. Bu şehrin insanlarının bizden beklentisi var. Deprem ile ilgili sürece dair, insanların bizden eylem planı, hareketlilik beklentisi var. İnsanlar, şu anda on binlerce binada, sıkıntılı binalarda ya yaşıyor ya da yaşamaya çalışıyor. Bunları çözmemiz lazım.
*20 sene geçti 1999 depreminden bu yana. Konumuz bu olmalı. Ama görüyorum ki, devleti yöneten bir kısım insan, sürece böyle bakıyor. Bunu iddia eden insanlar şunu açıklayacak. Beni kim çağırdı? Kim aradı? Kaçta aradı? Nasıl aradı? Bunu ispat etsinler. Desinler ki, ‘Biz İmamoğlu’nu aradık.’ Oraya gelen insanlar, bir şekilde davet edildi herhalde. Ben çağırılmadım. Birim başkanları çağrıldığı için, orada görevleri vardı ve gittiler. Ama ben çağırılmadım. Dolayısıyla ben, çağırılmadığım gibi yine gittim Lojistik Merkezi’mizi hem analiz hem tahlil ettim hem de basına tanıttım. Sonra da AKOM’da çalışmalarıma devam ettim. Yani günümü yine deprem gündemli geçirmek için arkadaşlarımla çalışmalara devam ettim. Buradan bazı gazeteci arkadaşlara da seslenmek istiyorum. Gazeteci arkadaşların yaptıkları açıklamadan sonra, valiliğin açıklamasına dair, ‘Özür diliyoruz ve benzeri’ açıklamalarını da kabul etmiyorum. Burada bir taraf var. Açar öğrenirsiniz. O bakımdan bir kısım, bu şekildeki tavırları ve açıklamaları biraz zavallı açıklamalar olarak görüyorum, çok üzülüyorum. Bir bakanın açıklamasını kendisine referans kabul edip, bu referans üzerinden ‘Yeri belliydi’ denilmesi doğru değil. ‘Toplantıda nerede oturacak? Çağıralım mı, çağırmayalım mı…’ Biz bu tavırları görüyoruz. Bazı şeyleri çok daha net anlatırız ama devlet terbiyemiz buna müsaade etmiyor. Artı, 16 milyon insanın öncelikleri, bunları bana daha fazla deşifre etmeme müsaade etmiyor. Çok net söylüyorum: Seçim bitti! İşinize bakın. İşimize bakalım. Ortak masalar kuralım. Bu şehrin sorunlarını çözelim. Benim için deprem, bu şehrin en hayati ve en öncelikli sürecidir, meselesidir. Sizi çözüme ve bir aradan çalışma ortamına davet ediyorum.
*(Siz çağrılmadıysanız, genel sekreter yardımcılarınız nasıl katıldılar?) Her konuşmayı burada anlatmak durumunda değilim. Kişiler ve kurumlar arasındaki görüşmeler nettir. Bir gün önce söylediğim gibi, AFAD’ın 28 birim başkanı var. ’28 birim başkanından yarın rapor alacağım ve hesap soracağım’ diyen sayın cumhurbaşkanı yardımcısı, bu 28 birim başkanını davet ediyor. Bunlara saat ve yer bildiriliyor. Bu toplantıyla ilgili genel sekreter yardımcımızın süreci takip etmesi için talimat verdim. Olay bu. Sadece iki birim başkanı değil, bir genel sekreter yardımcımızın da olması ve süreci takip etmesi talimatı veriyorum. 28 birim başkanında sadece ikisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden.
*Vali beyi sadece valilik açıklamasından sonra aradım. Toplantıyı öğrendiğimde aramadım. Kendilerine açıklamanın doğru olmadığını söyledim. Fikrimi paylaştım. Oradaki konuşmalar iki devlet adamının arasındaki konuşmalardır.
*(Çok net ifade etmenizi rica ediyorum. Gerçekten istenmiyor musunuz? Toplantılara davet edilmiyor musunuz? O toplumun takdirinde. Analiz etmeye kalkarsak, birinci gün ben niye 18.30’da çağrıldım? Deprem 13.59’da oldu. Ben koşa koşa AKOM’a gittim. İstanbul’un en donanımlı takip merkezi AKOM’dur. Daha detaya girmeyeyim. Daha önce birçok afette, devletin bütün yetkilileri, İBB’nin AKOM Merkezi’nden süreci takip etmiştir. Valisi, diğer unsurlarıyla beraber. Ben vali beyi arayıp, ‘AKOM’a gidiyorum’ dedim ve AKOM’a gittim. Niye 18.30’da çağırıldım? Acaba gelişen tepkilerden dolayı mı çağrıldım? Dolayısıyla birilerinin beni bir masada isteyip istememesi benim umurumda değil. 16 milyon insanın sorumluluğu benim üstümde. Bu sorumluluğu yerine getirmek adına da gereğini yapmak için işime bakarım.
*(Depremden sonra tüm birimlerin katıldığı toplantı 18.00’den sonra valilikteki AFAD Yönetim Merkezi’nde yapıldı. Sizi oraya mı davet ettiler) Beni ilk gün oraya çağırdılar. Ben çağrıldım. Zaten koşa koşa gittim. 19.00’da oradaydım. Ama ikinci gün ben çağrılmadım. Valilikteki toplantı 15.00’ten sonra başladı. Ama bizim oraya gelişimiz 19.00 gibi oldu. Bir sonraki AFAD toplantısına çağrılmadım.
*(Büyükşehir Belediye Başkanları Komisyonu, sizin önerinizle kuruldu. Sayın Fuat Oktay’ın Mansur Yavaş ve Yılmaz Büyükerşen’i arayıp önerileri istediği, sizin de bunu Mansur Yavaş’tan istediğiniz iddia edildi. Bu doğru mudur? Görüşünüz nedir?) Ben, komisyon kurulmasını öneren kişiyim. Açıklamamdan sonra bunu söyledim. Cumhurbaşkanı da komisyon kurulmasını doğru buldu. Buna da çok sevindiğimi söyledim. Sayın Cumhurbaşkanı üç isim zikretti. Ancak benden rapor istenmedi. Ben de Fuat beyi aradığımda yanıtı, ‘Siz komisyonda yoksunuz’ oldu. Ben kendisine ‘Komisyon meraklısı değilim’ diye cevap verdim. Daha sonra 18.30’daki toplantıdan sonra kendileri, ‘Sizi de davet edeceğiz. Rapor yollarsanız seviniriz’ dedi. Böyle bir gelişme yaşadık geçen hafta.
‘İnsanların canı söz konusu’
(Genel sekreter yardımcınızın ve birim başkanlarınızın toplantıya katıldığını söylediniz. Neden açık bir şekilde, ‘Ben davet edilmedim’ demediniz?) Yakışmaz. Beni davet ettiler, etmediler; ben bu polemiğin içine girmem. Depremle uğraşıyoruz. Yani ben karşı tarafın bu işi bu hale getireceğini düşünmedim bile. Sadece genel sekreter yardımcımız orada, birim başkanlarımız çağrıldı orada, çalışmanın içinde deyip geçtim. Ama benim bu sözümü sanki çağrıldı da gitmedi diye algılayıp sonra bunu bu şekilde yönetmeye çalışan devletin yöneticileri habire üç gündür konuşunca cevap vermek zorunda kaldım. Bugün buna cevap verme sebebim bu. Suskunluğum ikrardan değildir, suskunluğum devlet terbiyemin gereğidir ve sürece olan hassasiyetimdir. Konu depremdir. İnsanların canı söz konusudur. Tümüyle suskunluğum bundandır.
*(‘Onları da biz davet ettik, ondan dolayı kamuoyunda çıkanlar gerçeği yansıtmıyor’ denilerek bir yazılı açıklama yapıldı) Valiliğin yaptığı yazılı açıklamadan kimin ne anladığını ben anlayamadım. Zaten açıklamanın üzerine vali beyi arayıp, bu açıklamanın yanlış olduğunu dile getirdim. Telefonla aramamın tek sebebi o.