Göksel Aymaz: Cengiz Özkan hakkında konuşmak, bir şeyler söylemek istiyor insan

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Cengiz Özkan, yeni bir türkü albümü yayınladı, ismi “Hatıra”. Öyle güzel ki! Bu vesileyle Özkan hakkında konuşmak, bir şeyler söylemek istiyor insan. Ama işte memleket gündemi! O her şeyin üzerinde, her şeye baskın geliyor. Yazının başlığını hikâyedeki gibi atası geliyor insanın: Cengiz Özkan’ın Yeni Albümü ve Türkiye Meselesi.

Bu işin şakası tabi. Ama ciddi olarak şunu söyleyebilirim: Şu yolsuz, adaletsiz günlerde yeni bir Cengiz Özkan albümünün çıkıp gelmesi bir şans. Neredeyse nefessiz kaldığımız bir anda derin bir soluk aldırıyor; hep çöllerde geçen yolculuğumuzda bizi çiçekler içinde yemyeşil bir bahçede ağırlıyor. Hemen bırakıveriyoruz kendimizi, oh! Ve sonra, nasıl oluyorsa, birdenbire bu dünyada bizi iyi şeylerin beklediğine inanıyoruz. O yüzden şimdi müsaadenizle biraz Cengiz Özkan.

Cengiz Özkan’ı bilen bilir. Pürüzlü sesinde cana yakın bir güzellik, içe kazınan bir sahicilik vardır. “Ses telleri gırtlağında değil, yüreğinde” derler onun için. Belki bu yüzden, kolaylıkla tanınabilen kendine has bir sestir o. Söyleyiş tarzı tevazu ile yüklüdür. Gürültücü müzik endüstrisinin ses ve saz azmanlığından, seda ve nağme müsrifliğinden uzakta, sade ve gösterişsiz söyler türkülerini.

Son albümü “Hatıra”da türkülerini yine “yeni doğmuş bir bebeği taşır gibi” özenle, usul usul söylüyor. Galiba onun özgün başarısı bu gösterişsizliğinde; bu sayede çalıp söylediği her ezgiyi çok yüce duyguların sahici ifadesine döndürebilmesinde. Sesinin sadeliğinde, yorumunun sahiciliğinde dolaysız insanı açığa çıkaran bir çıplaklık var.

Resitaller ve senfoni orkestralarıyla konserler veren Cengiz Özkan, evet, eskisi kadar olmasa da türkü barlarda da söylüyor. Ve evet, belirgin bir yoğunlukla Alevi türküleri de söylüyor. Ama esasen bu kitle için söylemiyor. Alkıştan, naradan inleyen o barlar, Cengiz Özkan’ın en iyi performanslarını nadiren ortaya çıkardılar.

Onu sadece oralarda, masa sohbetleri ve çatal bıçak sesleri arasında dinlemiş olanlar, sazının ve sözünün kendi ortamında çalıp söylerken neye benzediğini bilmezler. Nihayetinde türküler, salt rakı/bira içip halay çekmeye eşlik edecek bir ses kümesi değil, kendi içinde derin, simgesel ve anlamlı bir şey.

Göksel Aymaz’ın yazısı