Arslan Özdemir: Çocukların güvenliği yalnızca bedenlerinin korunmasıyla ilgili değil

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Okullarımızda bir yandan öğrencilerinin geleceği için emek veren öğretmenler, çocuklarının iyi bir eğitim almasını isteyen aileler ve öğrenme heyecanını korumaya çalışan öğrenciler var. Diğer yandan kalabalık sınıflar, fiziksel olanakların yetersizliği, sınav baskısı, akran zorbalığı, ekonomik eşitsizlikler ve öğrencilerin duygusal ihtiyaçlarının zaman zaman geri planda kalması gibi sorunlarla karşı karşıyayız.

Bu koşullar, güvenli okul ikliminin önünde önemli engeller oluşturmakta. Ancak bu engeller, böyle bir iklimin kurulamayacağı anlamına gelmez. Asıl mesele, sorunları görmezden gelmeden, bunları birlikte çözmeye yönelik bir irade ve anlayış geliştirebilmektir.

Çünkü güvenli okul, yalnızca şiddetin yaşanmadığı okul değil. Güvenli okul, öğrencinin korkmadan konuşabildiği, hata yaptığında aşağılanmadığı, farklı düşündüğünde dışlanmadığı ve bir sorun yaşadığında kendisini yalnız hissetmediği okuldur.

Sınıfta söz almak isteyen bir öğrenci, arkadaşlarının kendisiyle alay edeceğinden korkuyorsa; bir çocuk uğradığı zorbalığı öğretmenine anlatmaya çekiniyorsa; bir öğrenci dili, kültürü, kimliği ya da ekonomik koşulları nedeniyle kendisini diğerlerinden daha değersiz hissediyorsa, o okulda gerçek anlamda güvenli bir iklimden söz edebilir miyiz?

Belki okulun duvarları sağlamdır, kapıları kilitlidir ve bahçesinde herhangi bir tehlike görünmüyor. Fakat çocuğun iç dünyasında korku, yalnızlık ve dışlanma varsa güvenlik anlayışımızı yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü çocukların güvenliği yalnızca bedenlerinin korunmasıyla değil, onurlarının, duygularının ve kendilerini ifade etme haklarının korunmasıyla da ilgili.

Türkiye’de güvenli okul ikliminin önündeki sorunları aşmak için öncelikle okula bakışımızı değiştirmeliyiz. 

Arslan Özdemir’in yazısı