Bu hafta, “tutulmayan yeminler” haftasıydı.
İki insanımızın canını alan sular seller arasında uyandığımız çarşamba sabahı, tam da İmamoğlu’nun savunmasının başlayacağı gün, Halk Tv’ye kayyum atandığı haberiyle karşılaştık.
Salı günü İstanbul’da Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala için AİHM Büyük Daire’sinin verdiği kararı dinlemeyeceğini açıkladı, yeniden yargılama ve tahliye talebini ret etti.
Bu karar, devletin imzalayıp yükümlülük altına girdiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve Anayasa’nın askıya alınması anlamına gelmekte.
Selahattin Demirtaş da AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediyor… Anayasa yok sayıldığı için seçilmiş bir milletvekili olan Can Atalay da hala cezaevinde.
Pazartesi günü ise Anayasa Mahkemesi İstanbul’daki bir başka Ağır Ceza Mahkemesi heyetine Tayfun Kahraman’ın hak ihlali kararını yeniden anımsattı.
Bütün bu hukuk rezaletlerinin kökenine ilişkin düşündürücü bir başka skandal da gene bu hafta yaşandı.
Ankara 2.Baro Başkanı Gökhan Ağdemir, 70 baro üyesinin hâkim ve savcı olmasını, Adalet Bakanlığı’nın kendilerine tanıdığı “ayrıcalık” ile açıkladı. Üyelerine referans olduklarını, bakanlıkla görüştüklerini anlattı.
Yaşananlar işte bu “ayrıcalık rejimi”nin kaçınılmaz sonuçları.
Siyasiler hem yemin edip hem aldırmıyorsa, yargının üç saç ayağı, hâkimi, savcısı ve de avukatı hukuka bağlılık yeminini çiğniyorsa, yurttaş adaleti nerede, kimde arayacak?