Parti değiştirme olaylarını düşününce, bir insanın geçmişini bir anda silmesi, söylediklerini yutması, hele hele yıllarca aleyhine konuştuğu kişilerle el ele yürümesi herhalde kişinin kimyasını alt-üst eden bir olay! İnsanların bu değişimi göze almalarını anlamak mümkün olmuyor.
Bu arada belediye başkanının AKP’ye geçmesinin, milletvekilinin AKP’ye geçmesinden çok farklı bir olay olduğunu belirtmek gerekiyor. Çünkü milletvekili seçiminde oy kullananlar, genelde milletvekiline değil partiye oy veriyor. Seçmenin verdiği oyla bir partiden birkaç milletvekili birden seçiliyor.
Belediye başkanlığı seçiminde ise, seçmen genellikle yine partiye göre oy verse de, doğrudan kimliği bilinen adaya oy vermiş oluyor. Milletvekili parti değiştirdiğine eski partisi yerinde dursa da, belediye başkanı parti değiştirdiğinde, belediye de parti değiştirmiş oluyor.
Belediyenin gelirleri, belediye başkanını seçen kitlenin beklentileri doğrultusunda kullanılırken, başkanın parti değiştirmesiyle belediyenin gelirleri başkanlığı kazanamamış partinin beklentileri doğrultusunda kullanılmaya başlanıyor. Dolayısıyla belediye başkanının parti değiştirmesi, partisini ve seçmenini satması yanında belediyenin gelirlerini de geçtiği partiye peşkeş çekmesi anlamına geliyor.
Son yıllarda bizleri şaşırtan olaylar, ne yazık ki parti değiştirmeyle sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uyulmaması, Kahramanmaraş depreminde askerin halkın yardımına koşmak için yukarıdan emir beklemesi ve bu depremde pek çok yeni binanın yıkılması, Tele1’e el konması, gazetecilerin tutuklanması, CHP’ye kayyım atanması gibi AKP’nin her söylem ve eylemi insanı şaşırtmaya devam ediyor.
Bu kadar şaşkınlık yaşayınca, sanırım son “fon” olayına ve Halk TV’ye baskın yapılmasına o kadar da şaşırmadık!