

BEHZAT ŞAHİN
Kapıdan girdiğimde, Celine Dion ‘My Heart Will Go On‘u söylüyordu. Bütün masalar dolu. Bayram diye mi acaba? Oysa geçen hafta, uzun bir yürüyüş arasında soluklanma birası için uğramıştım, iki-üç masa vardı.

Salonun sonunda bulunan meze dolabının arkasındaki hanımefendi, tek kişi olduğumu, boş masa bulamadığımı söyleyince hemen ilgilendi. ‘Aile Salonu‘ yazan asma katı önerdi ama pek işime gelmedi doğrusu, gözüm esas salonda. Kaprisli müşteri gibi görünmek istemem hani. Havasızlığı bahane ettim. “Tamam abi, gel böyle otur” diyerek girişin hemen sağındaki ilk masada tek başına oturan beyefendinin karşısını gösterdi. “Rahatsız etmeyeyim” diye gevelerken “Yabancı değil” diyerek beni masaya yerleştirdi bile. Beyefendinin de iznini aldım tabii.
Masa komşumun önünde at yarışı kuponları, bir 35’lik, peynir,sövüş tabağı… Altında oturduğum ekranı göremesem de at yarışı yayını olduğu beyefendinin ilgisinden belli.
Fonda şimdi Amerikalı new wave grubu Berlin’in, ilk ‘Top Gun‘ filmi için seslendirdiği ‘Take My Breath Away’ çalıyor. Müzik seçimi, apliklerden süzülen amber rengi loş ışıkla birleşince romantik bir ortam yaratıyor. Öte yandan masalarda oturanlar ben ve hemcinslerim.
35’liği Katie Melua’nın ‘The Closest Thing to Crazy‘sine geçtiğimizde söyledim. Öyle denk geldi.

Tek başına, hem de hiç sektirmeden bütün müşterilere yetişen, müşterilerin Hülya ya da Hülya abla diye hitap ettiği hanımefendi “Abi gel, mezelere de bak” diye dolabın başına davet etti. Küçük meze dolabında hepsi de taze görünen 10-12 çeşit meze var. Tavsiyesi üzerine yarımşar porsiyon yoğurtlu semizotu, patates salatası, zeytinyağlı pırasa söyledim. Tavuk salataya önce burun kıvırdıysam da dolabın önündeki masada oturan beyefendi “Abi al, ben ikinciyi söyledim” deyince “Hormonlu tavuk yiyemem aman” züppeliğini bıraktım.

Porsiyonlar güya yarımşar. Masanın benim tarafımda yer kalmadı. Masa komşum da ikramımı kibarca geri çevirince kaldım mezelerle baş başa. Hepsi gayet taze, iyi malzemeyle yapılmış da ana yemeğe yer kalmayacak, ondan korkuyorum. Neyse, henüz erken ve ben ilk kadehimin henüz yarısındayım. Fonda da Stevie Wonder ‘I Just Called To Say I Love You‘ diyor.

O sırada içeri giren beyefendi samimiyetle elimi sıkıp “Hoşgeldin” diyerek masamıza oturdu. Ben de onu tanıyorum, hatta geldiğimden beri gözlerim arıyor. Buranın sahibi. Geçen geldiğimde hesabı ödeyip çıkarken kendimi kısaca ‘meyhaneci’ diye tanıtmış, tekrar geleceğimi söylemiştim. O kadar. Masasına oturduğum beyefendi dünürüymüş. Beni, “Abi yazar” diye tanıştırdı. Böyle durumlarda ne diyeceğimi bilemem, “Aslında meyhaneci” diye kem küm ettim.

Dedim ya, geçen hafta bir soluklanma birası için uğramıştım buraya. İçeride beş-altı müşteriyle birlikte mekânın sahibi de vardı. Çaprazımdaki masada tek başına bira içen beyefendi yanıma gelip, “Çok özür dilerim, rahatsız etmek istemem ama yazılarınızı zevkle okuyorum” iltifatında bulundu. Ayak üstü laflarken ısrarım üzerine oturdu. Öner bey (Çelenk, 48), aslında Kadıköy’de yaşayan, buralara hiç yolu düşmeyen biri. Saraçhane mitingi için gelmiş, henüz vakit varken de benim gibi tesadüfen içeri girmiş. Yazdığım yerlerin bazılarına arkadaşlarıyla gittiğini anlattı. Birlikte hatıra fotoğrafı çektirdik. İnsan yaptığı işin karşılığını görmekten mutlu oluyor tabii.
Tesadüfler bununla bitmedi.

Patron Ramazan bey (Kabataş, 60), emekli polis. Benim gibi Malatyalı. Sıtmapınarı’ndan. Aramızda bir yaş var. Aynı zamanlarda, aynı mahalledeymişiz. Biz de Mersin’e taşınmadan önce Sıtmapınarı’nda oturuyorduk.

Buranın mülkünü 2008’de Vatan’daki Emniyet Müdürlüğü’nde görevliyken almış. Hazır ruhsatı da varken, restorancılığı oğlu Barış üzerinden devam ettirmiş. İsmini değiştirmiş ama:
“Bu bölge Küçük Langa malum. Biz de adını Langa diye değiştirdik. Eski adını hatırlamıyorum. Bizden önce de bir altı-yedi senesi varmış.”
Beş yıl önce emekli olup oğluna daha çok yardım etmeye başlamış.
Ramazan bey diğer müşterilerle de tek tek tokalaşıp ilgilendi. Herkes müdavim, tek yabancı benim. Gerçi artık ben de kendimi yabancı hissetmiyorum.

Masasına oturduğum Kerim bey (İkier, 64), henüz tanışmadığım Barış’ın kayınpederi. Ramazan bey diğer müşterilerle ilgilenirken sohbeti koyulaştırdık. Komatsu’dan emekli, iş makinaları teknisyeni. Halen çalışıyor. Kendisi açıkça söylemese de işinin ehli, aranan bir teknisyen olduğu anlaşılıyor. At yarışından söz ediyoruz biraz, tutturamamış, altılı daha ilk ayakta yatmış. “Zevk için oynayacaksın bunu, yoksa batırır.”
Muhalif… Ne bekliyordum ki, meyhane burası. “Bir ülkede askıda ekmek varsa, o ülke bitmiştir” diyor mevzuya son noktayı koyarken.

Müzik değişti. Ahmet Kaya ‘Korkarım‘ı söylüyor. Duvarlarda da Ahmet Kaya, Yılmaz Güney-Türkan Şoray, Tuncel Kurtiz-Neşet Ertaş, Sadri Alışık, Kemal Sunalların ve çoğu filmlerden alınmış siyah beyaz rakı masası fotoğrafları var. Bizim masanın hemen üstünde, pirinç levhalara kazınmış Ömer Hayyam rubaileri ve Ramazan beyinz yazdığı bir metin yer alıyor.

Bu arada Barış bey de geldi, herkesle selamlaştı.
Kibariye, Yıldız Tilbe, İbrahim Erkal, Ahmet Şafak, Nilüfer, Ali Kınık… söylüyor fonda.

Oğlu gelince Ramazan beyle daha çok muhabbet etme fırsatımız oldu. Şimdiki polis stereotipinden uzak. O da muhalif. Eskilerden konuştuk, o zamanlar polis bile örgütlüydü. Pol-Der sol, Pol-Bir sağ görüşlü polislerin örgütüydü.
Neyse. Buraya daha çok işçi kesiminden, imalathanelerden, esnaftan müdavimler gelirmiş. Gündüzleri ise çoğunlukla çevredeki her milletten insan. Saat 10:30’da başlayan servis, duruma göre gece 03:00-04:00’e kadar devam ediyormuş.
Hah, Barış beyin (Kabataş, 41) yoğunluğu da azaldı biraz. Babasının anlattığı gibi 17 yıldır işletiyor burayı:
“Mahalle kültürüne uygun olsun diye uğraştım hep. Sabit müşterilerimiz var. Herkes müdavim. Yabancıyı hemen anlarız. Fiyatları da ben belirlerim çevrede. Ucuz tutarız. Çevredeki meyhaneler bizi bekler fiyat koymak için.”
Fiyatları ben de makul buldum. Bira 110, 35’lik 850, mezeler 100, paçanga 120, sigara böreği 100, patates 100, köfte 300, tavuk pirzola 250, tavuk şiş 250, balık sezon fiyatına göre.
Her şey güllük gülistanlık mı? Değil tabii. Aynı dertlerden şikayetçiyiz. Zaten 2,5 yıldır başka bir sektöre, emlak işine girmiş, daha çok hafta sonları yoğunlaşıyor buraya.

Aydın usta (Yılmaz, 56), açıldığından beri mutfağın başında. Ispartalı, doğma büyüme Büyük Langalı. Daha önce kuyumculuk işindeymiş. Mesleğe burada başlamış. El melekesi önceki mesleğinden geliyor demek ki.
“Personel yemeği olarak tavuk sote ve meyhane pilavı yaptım, ikram edeyim” diyor bütün samimiyetiyle. Ah şu tavuk.
Köfteyi de merak ediyorum ama. Şöyle anlaştık, köftenin yanına pilav ve tavuk soteyi garnitür olarak servis edecek. Biz konuşurken Hülya hanım geldi. Asıl adı Teona Maisuradze. Tiflisli. 15 yıldır burada o da. Aydın usta, Hülya demiş, öyle kalmış adı. Yaydığı mutluluk ve aldığım muhteşem servisten dolayı teşekkür ettim. İyi servisten ne anladığınıza bağlı tabii; benimki samimiyet.
İşini o kadar severek yapıyor ki izin bile kullanmıyormuş:
“Bu benim ailem, işimi sevmesem müşteriler gelir mi? Hepsi arkadaşımız.”
Geldi yemeğim. Tabakta köfte, tavuk sote, meyhane pilavı, ızgara domates-biber var. Nefis bir tabak.
Mekâna gelince. Girişteki ana salonun sağında dört, solunda üç sıra, bir bira markasının zamanında yaptırdığı dörder kişilik masa ve sandalyeleri var. Asma katta da beş masa. Mutfak ve tuvalet bodrum katta. Aydın usta gönül rahatlığıyla mutfağa davet etse de müfettiş hadsizliğinden kaçınırım, girmem. Ama tuvaletler kamusal alan, herkes kadar ben de beklentilerimi ifade edebilirim. İki alaturka kabin var, keşke özen gösterilse. Bir de salonun havalandırması iyileştirilse…
Langa Restaurant, çok dinamik bir yer. Sürekli devinim var. Vakit gece yarısına dayandı. Benim için kalkma vakti ama bugün burası saat 04:00’ü bulur. Ne güzel, işleri hep yolunda olsun.
Baştan belirtmiştim hesap konusundaki hassasiyetimi. 1350 lira geldi. İtiraz ettim. Az geldi, beni kandıramazlar. Önceden aldığım fiyatlarla karşılaştırınca ikna oldum ama o porsiyonlara o fiyatlar? Hâlâ şüpheliyim…