Türkiye ile Rusya arasında bir süredir yaşanan krizin doğalgaz akışına etkisi tartışılırken, “Biz hayat boyu doğalgazla yaşamadık. Bu millet çileye alışık” diyerek ‘yüreklere su serpen’ Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çareyi ivedilikle Azerbaycan, Katar ve hatta İsrail doğalgazında araması endişeleri artırdı.
IŞİD petrolünün Türkiye üzerinden satıldığına dair iddialar, enerjide dışa bağımlılığımız, bağımlı olduğumuz ülkelerle yaşanan krizler ve en önemlisi doğalgazın akıbeti…
Tüm bu soruları Bilkent Üniversitesi öğretim görevlisi, CHP Enerji Komisyonu Başkanı ve Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir’e sorduk.

Rusya ile yaşanan uçak krizinin ardından Türkiye, doğalgaz için Azerbaycan ve Katar’ın kapısını çaldı. Hükümetin, doğalgaza bağlı olarak yaşadığı endişenin boyutu ne?
Türkiye, tükettiği birincil enerjinin yüzde 32,5’ini doğalgazla karşılıyor ve bu kaynakta yüzde 99 dışa bağımlı. Doğalgazın yüzde 55’i, iki boru hattıyla Rusya’dan alınıyor. Doğalgaz kesintisi olursa başta doğalgazın yüzde 48’ini tüketen elektrik sektöründeki üretim olmak üzere, sanayi sektöründe ve konut ısınmasında da ciddi sorun yaşanır. Elektrik kullanılan tüm sektörler sorun yaşar. Bunun ekonomik olduğu kadar, güvenlik açısından da olumsuz yansımaları olur.
İsrail’le de doğalgaz alışverişi yapılabileceği yönünde tartışmalar yapılıyor. Hükümet, doğalgaz için her fırsatta eleştirmekten geri durmadığı İsrail’e yönelebilir mi?
İsrail, son yıllarda Doğu Akdeniz’de önemli doğalgaz keşifleri gerçekleştirdi. Bu keşifler, çevresindeki Arap ülkeleri nedeniyle genel olarak güvenlik ve özel olarak da enerji güvenliği kaygıları yaşayan İsrail açısından yaşamsal bir gelişme oldu ve enerji tüketiminde doğalgazın payını arttıran yeni bir politikaya yöneldi. Uzun iç tartışmalar sonrasında keşfedilen rezervlerden elde edilecek üretimin yüzde 60’ını ülke içi tüketime ayırıp, kalanını da ihraç etmek yönünde bir irade oluştu.
Aslında İsrail açısından en mantıklı pazarlama olanağı vaat eden coğrafya, Türkiye’nin güney bölgesidir. Son yıllarda İsrail’le yaşanmakta olan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Davos’taki ‘Van minüt’ şovuyla ivme kazanan gerilimler, pratikte Türkiye’ye ihraç seçeneğini olanaksız kılıyor.
‘Rusya, Irak ve İran’a aşırım bağımlılık, Türkiye’yi bu hale getirdi’
Yani Türkiye, İsrail’den doğalgaz alamaz mı?
Türkiye’de Erdoğan, İsrail’de de Netenyahu yönetimlerinin varlığı sürdükçe, bu seçenek mümkün görünmüyor. Ancak her iki yönetim de iç politikaya yönelik ‘keskin’ mesajlar yayınlasa da gerek siyasi düzlemde, gerekse Zorlu, TURCAS, Çalık gibi firmaların, İsrail – Türkiye boru hattı proje savaşımları uzun süredir devam ettiriliyor. Yani ‘Durmak yok; iş tutmaya devam’ politikası devam ediyor. İki ülke kamuoyları da cilalı imaj yöntemleriyle oyalanıyor. Uygun ortamda bir sürprizle doğalgaz boru hattı döşenebilir de.
Enerji kaynağı olmayan bir Türkiye’nin, farklı türlerde enerji kaynaklarına sahip, hatta bunu ihraç eden ve güçlü bir ordusu olan Rusya’ya kafa tutmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP iktidarı, yıllardır sürdürülen yanlış enerji politikalarındaki ısrarı sonucunda; ülkemizi yüksek oranda Rusya’ya ve bölgesel politikalar nedeniyle bu ülkeyle birlikte hareket eden İran ve Irak’a aşırı bağımlı konuma getirdi. Doğalgazda Rusya’ya bağımlılığımız yüzde 55, İran’a yüzde 18. Toplamda yüzde 73… İran, Irak ve Rusya’ya petroldeki bağımlılığımızsa yüzde 77.
Ancak yıllardan beri bu üç ülkede AKP, tehdit algısı yaratacak dış politikalar uyguluyor. Türkiye’ye, Rusya ve İran’ın tepkisini çeken Patriot ve füze kalkanları yerleştirildi. Suriye’ye yönelik politikaysa üç ülkenin de yüksek tonlu tepkilerine neden oluyor. Irak’ın içişlerine müdahale, kuzeyindeki petrolün uluslararası hukuka ve Irak anayasasına rağmen Türkiye üzerinden ihracı; büyük sorun kaynağı. Yani sorunlar sadece Rus uçağının düşürülmesi olayıyla sınırlı değil.
‘İki cami arasında binamaz’
Başka nedenleri de mi var?
NATO üyesi olmanın dışında, AKP hükümetinin, ülke içinde iktidarda kalabilmek adına ABD desteğini arkasına almak yönünde bir irade belirlenmiş. Nedenlerden biri de bu. Bir yandan ticari beklentilerin yönlendirdiği Rusya – İran ekseninde ‘pragmatik’ ilişkiler, diğer yandan ABD ve Batı’nın desteğini almaya yönelik dış politika tercihleri… Onların beklentilerine yanıt verecek tek siyasi oluşumun, kendileri olduğuna inandırmak için yapılan manevralar… Ortadoğu’nun ‘yeni haritasının’ çizilmesinde, Kıbrıs politikalarında, Ermeni ve Kürt meselelerinde planlanan çözümlere en uygun iktidar biziz mesajı… Bu durum, ‘iki cami arasında binamaz’ sözüne benziyor biraz.
Irak’ın önemli petrol kentlerinden biri olan Musul’a Türk askeri çıkarıldı. Suriye’nin kuzeyindeyse PYD’nin, Fırat’ın batısına geçirmemek için yoğun bir çaba var. Tüm bunların gerekçesi ‘terörle mücadele’ mi yoksa enerjiyle ilintili bir açıklamanız var mı?
Musul ve Kerkük, önemli petrol sahaları olmakla beraber Irak petrolünün, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’na birleşmesini sağlayan Irak tarafındaki boru hattının üzerinde yer alıyor. Bu teknik notları düştükten sonra, Musul’a -ya da Başika’ya- asker gönderme konusunu şöyle değerlendirebiliriz: Irak hükümetiyle Türkiye arasında eğitim amaçlı bir kampın kurulması, daha önceki tarihlerde gerçekleşti.
Ancak burada Irak askerlerinin eğitilmesi konusunda mutabakat sağlanmışken, Musul Valisi Esil Nuceyfi, kendi gündemi doğrultusunda farklı ve fiili bir durum yaratmaya -kendi Sünni ordusunu kurmaya- çalışınca, hükümetle ilişkileri bozuldu.
IŞİD, Irak’ın en önemli rafinerilerinden olan Beyci Rafinerisi’ni işgal ettiği zaman hükümet, Nuceyfi kontrolündeki söz konusu askerlerin IŞİD’e karşı başlatılan operasyona katılmaları emrini verdi. Nuceyfi ise bu emre uymayınca ve askeri gücü kendi siyasi hedefi doğrultusunda kullanmayı sürdürünce, ödeneği kesildi. Ardından da Musul’u terk etti. AKP iktidarının Musul’a (Başika) son sevkiyatta Türkiye’nin, Irak’a asker yollamamız için çağrı yaptığını öne sürdüğü Esil Nuceyfi’nin kimliği özetle böyle. Bu arada “Ülkemizdeki bir vali ya da belediye başkanı, hükümet iradesinin aksine yabancı asker davet edebilir mi?” sorusuna, iktidar yetkililerinin nasıl yanıt vereceğini de merak ediyorum. Bu arada Irak…
Evet…
Irak hükümeti, Türkiye ile daha önce yapılan mutabakatın Irak Savunma Bakanlığı izni ve kontrolü altında olması gerektiğini öne sürüyor. Bu ön koşul AKP iktidarınca dikkate alınmamış, hatta umursanmamış görülüyor. Ve nihayet, iki müsteşarımızın, Irak Hükümeti ile görüşmeye yollanmasının ardından, ipler daha da gerildi ve Irak Hükümeti Türkiye’yi Birleşmiş Milletler’e (BM) şikayet etme kararı aldı. Bu geri plan hatırlatmasını akılda tutarak, daha büyük resme bakacak olursak; son asker gönderme olayının ve biçiminin, yıllardır ABD merkezli olarak hayata geçirilmeye çalışılan ‘Irak’ın üçe bölünmesi’ planlarına yönelik çalışmaların bir parçası olduğunu iddia edenlerin haksız olduklarını söyleyebilecek bir konumda değiliz.
‘ABD de IŞİD petrolü Türkiye üzerinden satılıyor diyor’
Peki, bu senaryoda PKK ve PYD’nin rolü ne olacak?
Saflar iyice belirginleşti. Irak’ta da Suriye’de de vekalet savaşları sürüyor. Bir yanda ABD, AKP, Barzani; diğer yanda Irak, İran, Rusya ve Suriye… Bu genel resimde aktörlerin ve figüranların henüz mutabık kalamadıkları tek sorun, PKK ve PYD’nin durumu. Bu genel saflaşmanın ve Irak’ın üçe bölünme planlarının bir alt kümesi olarak da Irak anayasasına (111 ve 112’nci maddeler) göre tüm Irak halkına ait olan petrolün (Irak’ın neresinde üretilirse üretilsin), ülkenin kuzeyinde bulunan kısmı, uzunca bir süredir Barzani – AKP işbirliği ile Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara taşınıyor.
Uluslararası hukuka, Irak’ın toprak bütünlüğüne aykırı olan bu uygulama, Irak hükümetinin haklı tepkisini çekiyor. Konu uluslararası tahkimde. Kerkük-Yumurtalık hattının Irak hükümetinin talimatlarına gore işletilmesi gerekirken, bu anlaşma hükümleri de yok sayılıyor. Bu ticaretin nemasının nereye gittiği, kimler arasında paylaşıldığı konusunda da çok sayıda iddia var.

‘Enerji kaynağı olarak dışa bu kadar bağımlı olan Türkiye’nin, kaynak sahibi komşularıyla böylesine problem yaşaması rastlantısal değil’ mi diyorsunuz yani?
Rusya, İran ve Irak… Her üç ülkeyle de taban tabana zıt ve karşı tarafta tehdit algısı yaratan dış politika tercihleri(miz) doğrultusunda -son uçak krizi öncesinde de- ciddi gerginlikler ve güvensizlik söz konusuydu. Artık bu gerilim, sınırları zorlayan seviyeye yükseldi ve sürdürülebilir değil. Bunlar, yıllardır eleştirdiğimiz ama hiçbir biçimde dikkate alınmayan, son derece yanlış politika uygulamalarıydı. Ve bu yanlış politikalar, sadece enerji ve ekonomik güvenliğimizi değil, genel olarak da güvenliğimizi tehdit edecek duruma geldi. Salt ticari çıkar ve beklentilere bağlı ve sözüm ona ‘pragmatizm’ ağırlıklı politika, sürdürülebilir değildi ve kopma noktasına geldi. İsrail konusu da benzer biçimde…
Rusya’nın, Türkiye ve IŞİD petrolü hakkındaki iddialarına ne diyorsunuz?
IŞİD’in, Suriye ve Irak’ta ele geçirdiği petrolün ticaretini Türkiye üzerinden yaptığına dair ABD Hazine Bakanlığı dahil, uluslararası yayınların (Financial Times, New York Times, The Guardian, vb.) iddiaları da var. İsimlendirme yapılmasa da uzun süredir bu iddialar gündemde. Rus tarafı da Türkiye – Rusya ilişkilerine zarar vermekten daha çok, son olayda kişisel olarak suçladıkları Erdoğan üzerinden bir kampanya yürüteceklerini göstermeye çalışıyorlar. Bakalım süreç nasıl gelişecek…
Tüm bu iddialar çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın, Enerji Bakanlığı’na getirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Erdoğan’ın, damadını bakan yapmasını, eminim sağduyu sahibi her vatandaş kendi içinde değerlendiriyordur. Bu konuda çok net bir düşüncem olsa da ilkesel olarak, isimler üzerinden yapmayı tercih etmiyorum.
Rus televizyonlarında, ‘Türkiye’de nereyi vursak’ tartışmaları yapılırken, Rusya’nın sadece Akkuyu Nükleer Santrali konusunda yaptırıma gitmediğini ve projeyi iptal etmediğini gördük. Böylesine hayati bir ortaklığı, ‘potansiyel düşmana’ emanet etmek hakkında ne dersiniz?
Baştan beri herhangi bir ülkeye bu denli yüksek oranda bağımlılığı eleştiriyoruz. Yıllardır bu konuda yaptığımız eleştiriler bilinir. Doğalgaz, petrol, kömür (ithal ettiğimiz kömürün de yüzde 30’u Rusya’dan) derken, bunlar yetmezmiş gibi; buna inşaatından işletmesine, zenginleştirilmiş yakıt tedarikinden atık yakıtın muamelesine yüzde 100 Rusya’ya ait olan bir nükleer santral anlaşması eklemenin, akılcılıkla bağdaştığını söyleyebilir misiniz? Pragmatizm toprakları üzerinde, hukukun üstünlüğü kavramından söz edilmesi pek de anlamlı olmayan Rusya Federasyonu ile enerji ticareti yapmak; ulusal çıkar, kamu yararı gibi kavramları rahatlıkla ikinci plana atıyorsa bunu yapmaya kalkanların, bizim aklımızın ermediği bir bildiği vardır elbet…