Radikal yazarı Ümit Kıvanç, iki gün önceki yazısıyla başlayan tartışmada yeniden gündeme gelen 2010 anayasa referandumunda neden evet oyu vererek ‘Yetmez ama evet’ kampanyasını desteklediğine dair bir yazı yazdı.
‘Nasyonal sosyalist’ ifadesi tartışma başlatmıştı
Kıvanç, iki gün önce, birçok farklı kesime seslendiği ‘Acı hakikatleri köşe yazarınızdan öğrenin’ yazısında, “Düşkün Kemalistleri, ordusever tahsilli faşistleri, haziransever nasyonal sosyalistleri dehşete düşürme pahasına ifşa ettiğim bu hakikatin yanına, bir bu kadar dehşet verici başka birini eklemek zorundayım. Biliyorum, şöyle hayal etmiştiniz: bir sabah kalkınca ortada tek bir Kürt’ün bile kalmadığını görecektiniz. Ancak soruşturdum, otuz-kırk milyonluk koca bir halk öyle bir anda yok olamıyormuş” diye yazmıştı.
Kıvanç’ın kullandığı ‘haziransever nasyonal sosyalistler’ ifadesinin Birleşik Haziran Hareketi’ne (BHH) yönelik olduğunu savunan çok sayıda kullanıcı Twitter’da yazara sert eleştiriler yöneltmişti. Kıvanç’ın 2010 referandumunda ‘Yetmez ama evet’ kampanyasına destek vermesi de bu bağlamda yeniden gündeme gelmişti.
‘Niye AKP’nin birtakım adımlarını destekledim?’
Bugünkü ‘Çünkü ben aptalım’ yazısında, Twitter’da kendisine hakaret ve küfürlere varan cevapların geldiğini ve lince uğradığını belirten Kıvanç, “Salı günkü yazımdan ötürü “Twitter linci”ne uğradım. Tepkiye yolaçan mevzu beş-on dakika içinde ortadan kalktı ve yine geldik “yetmez ama evet” meselesine. Zaten bir kişi için “bu, yetmez ama evet oyu vermişti” demeniz, o insanın adi, aşağılık, yüzsüz, pislik, omurgasız, satılık vesaire olmasına yetiyor” diye yazdı.
Bu noktada, 2010 referandumundaki tutumunu da açıklama gereği duyan Kıvanç, askeri vesayetin kırılması için bu kararı verdiğini, öte yandan dindarlara olan güveninin de bunda etkili olduğunu kaydetti.
“Niye önderlerinin çoğunun ne mal olduğunu bile bile ilk yıllarında AKP’nin -bana göre ‘seçilmiş hükümet’ti- attığı birtakım adımları destekledim?” diye başlayan Kıvanç, AKP’ye seçimlerde oy vermese de, referandumda evet dediğini belirterek şunları yazdı:
“Askerî vesayet alaşağı edilmeden herhangi bir demokrasi adımı atılamayacağına, toplumumuzun problemli ergen olarak kalmaya devam edeceğine inanıyordum ki, buna hâlâ inanıyorum. Vesayet çekilince ortaya çıkan manzara, vesayet altındaki yıllarda toplumun gördüğü hasarın en canlı kanıtıdır. İkinci olarak, AKP’nin esas olarak, yükselen yeni bir burjuvazinin çıkarlarına göre davranmasını bekliyor, dolayısıyla rotayı AB’den başka yöne çeviremeyeceğini düşünüyordum. (O güne kadar AB düşmanı olan, “yurtsever ordu”ydu, hatırlarsanız.) Bu rota da mecburen daha fazla demokratik adım demekti. (AKP için sık kullandığım tabir, “zoraki demokrat”tı -yanlış hatırlamıyorsam ben bulmuştum bunu.) Özellikle Kürt sorunu ve Kıbrıs sorununda nihayet gereken yapılabilecek diye umdum.”
‘Dindarlara güvendim’
Referandumdaki son tavrının dindarlara güvenmesiyle ilgili olduğunu belirten Kıvanç, “Üçüncü olarak, çok kabaca söyleyeyim: dindarlara güvendim. Dindarlara dayanan bir iktidarın en azından bazı pislikleri yapamayacağına dair inancım vardı. Birçok dindar aydınla görüşüyor, çoğulcu-demokratik bir hayatın nasıl kurulabileceğine dair konuşuyorduk. Bunların çoğunun, iktidarı bulunca o güne kadarki hayatlarını kolayca satıvereceklerine ihtimal vermedim” ifadelerini kullandı.
Kıvanç, bu görüşünü, “Şahsen tanıdığınız insanlara siyasî kategori gibi bakamazsınız, kişiler sözkonusu olduğunda daha çok yanılabilirsiniz. Ayrıca, dindarların kitlesel olarak katılmadığı bir demokratik rejimin yaşama şansı bulamayacağını düşünüyordum; hâlâ da düşünüyorum. İçinde dindarlar da bulunmazsa Türkiye’de güçlü bir sol hareketin gelişemeyeceğine inanıyorum. Bu yüzden “karşı mahalle”ye seslenmeyi hayatî buluyorum” diye açıkladı.
‘Sadece aptalmışım demek mi sayılır?’
Yazar, kendi özeleştirisini verdiği yazısında, şu zamana kadar neden bu yolu seçmediğini de şöyle açıkladı: “Velhâsıl, geçmişe dair bütün konularda ben dahil birçok insanın yanlışlarını görmesi, açıklaması, bir tür özeleştiri yapması gerekir. Fakat görülmeyen şu ki, bu yapılmıyor değil. Özeleştirinin tek tarzı yok. Vaktiyle, okumuş-yazmış diye mâkûl insandır sanıp Davutoğlu hakkında olumlu bir yazı yazdığım için şimdi aylarca uğraşıp onun Türk dış politika doktrini haline gelmiş Stratejik Derinlik’ini paramparça eden bir kitap yazmam, “evet, ben de çok aptalım” dememden daha işe yarar bir özeleştiri şekli değil mi? “Tapeler”in, özellikle mâlûm sıfırlama konuşmasının sahiciliğini ispat için uğraşıp ortaya kanıt koymak sayılmaz, “aptalmışım” demek mi sayılır? Kabataş yalanının inkâr edilemeyecek şekilde yüze vurulması, Soma’da kaza sebebine ilişkin yalanın ilk andan ortaya çıkarılması gibi mevzularda somut, ayrıntıya dayanan çalışmalar yapmak geçersiz, peki, ne geçerlidir?”
‘Çünkü ben aptalım’
Kıvanç, yazısına başlık olan ‘Çünkü ben aptalım’ ifadesini ise şöyle genişletti: “Dünkü Twitter linci sürerken, birçok insan mesajla ya da arayıp, niye cevap vermeye, açıklama yapmaya çabaladığımı sordu, beni bundan men etmeye çalıştı. Gerçekten, bariz küfür-hakaret etmeyen çok insana cevap vermeye uğraştım. “Bu sana yapılan ne ki, linç Ali İsmail’e yapılana denir” gibi sözler hakikaten insanın böğrüne saplanıyor; bunları işitirken, aradan sıyrılıp bir tane de ben vurayım’la yetinmeyen, özel olarak amigoluk yapan güya arkadaşlara bile birşeyler demeye çalıştım. Niye, o anda bilemedim, sonradan bulabildim, işte burada açıklıyorum: çünkü ben aptalım.”
Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.