Türkiye’de çocukların sosyal medya kullanımı için yeni bir dönem başlıyor. 10 Ekim’de Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik, 1 Kasım 2026 itibarıyla sosyal ağ sağlayıcılarına yeni yükümlülükler getiriyor. 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal medya hizmeti sunulamayacak. 15-17 yaş grubundaki kullanıcılar ise daha sıkı gizlilik ve güvenlik kurallarına tabi olacak.
Sistemden korunmanın yolu ondan saklanmak hâline geldiğinde, dijital okuryazarlık bir ayrıcalığa dönüşüyor. Çocukların algoritmaların nasıl çalıştığını, karşılarına çıkan içeriklerin neden seçildiğini ve dijital ortamda nasıl yönlendirilebildiklerini öğrenmeleri, onları yalnızca dışarıdan korumaktan daha kalıcı bir beceri kazandırabilir.
Bilginin kaynağını sorgulamak, reklamı içerikten ayırmak, kişisel verileri korumak ve çevrimiçi zorbalıkla baş edebilmek bu eğitimin parçası olmalı. Bunun sorumluluğu yalnızca ailelere ait değil. Okulların, kamu kurumlarının ve teknoloji şirketlerinin de bu konuda üzerine düşeni yapması gerekiyor.
Sosyal medya için yaş sınırı getirmek, çocukların korunmasına yönelik bir adım. Ancak başarının ölçüsü yalnızca kaç hesabın kapatıldığı olamaz. Platformların kurallara ne kadar uyduğu, çocukların dijital ortamlarda ne kadar güvende olduğu ve dijital okuryazarlıklarının nasıl geliştirildiği de dikkate alınmalı.
Çocukları sosyal medyadan uzak tutmakla onları dijital dünyada bilinçli bireyler olarak yetiştirmek arasında önemli bir fark var. İlki erişimi sınırlandırıyor, ikincisi ise bilgi ve beceri kazandırmayı gerektiriyor. Çocukların dijital geleceğini belirleyecek olan, bu iki yaklaşımın nasıl bir arada yürütüleceği.