Bugün size Mahmut Soner’den bahsedeceğim. Mahmut bugünün Türkiye’sinde haksızlığa uğramış ve maruz kalmaya devam eden binlerce kişiden sadece biri. Onun hayat hikayesi ve bugün olanlar sadece ona ait değil ülkenin sürüklendiği olumsuz durumun adeta billurlaşmış hallerinden birini temsil ediyor.
Gençliği Gülten Akın’ın Seyran’ında geçti Mahmut’un. Gençliği dediysem, 25 yaşından bu yana tutuklu. 30 yıldır ‘içerde’. Gençliği mahpusta geçti.
Ailesi Yozgat’ın bir köyünden göçmüş. Oraya da ‘bir yerden’, bilinmiyor zira, konuşulmuyor yada. Büyükanne ve dede kendi aralarında Kürtçe konuşuyor, çocuklarla Türkçe. Kökenlerindeki göç aileyi Ankara’ya getiriyor bir vakit sonra, çoğunluğu İç Anadolu’dan göçen bir yoksul mahalleye.
1989’da ODTÜ’ye giriyor. Örgütlü mücadeleye öğrenciyken başlıyor.
O yıllar hem ülkenin hem dünyanın sıcak yılları. Sosyalist bloğun çöküşü, Körfez savaşı, ülkede yoksul-emekçi halklar üzerindeki politikalar, Sivas katliamı, Gazi Mahallesindeki ölümler, Susurluk, faili meçhul cinayetler… Onun örgütlü mücadeleyi seçmesindeki temel motivasyon sanıyorum tüm bunların içinde bir ‘genç’ olmasıydı.
Soran, soruşturan, tartışan, haksızlığa hukuksuzluğa tahammülü olmayan hiçbir gence politik olmaktan başka bir seçenek bırakmıyor bu ülke.
2026 Temmuz ayında cezasının 30 senesini bitirmesiyle ‘Nihayet! Sonunda!’ demeye de hazırlanıyorduk ama ‘üç kez hücre cezası’ gerekçesiyle 36 yıllık hükmün son 6 yılını dışarıda geçirme hakkı elinden alındı Mahmut’un. Ayrıca her disiplin cezası için fazladan iki buçuk sene, toplamda yedi buçuk sene. Bilinen haliyle ‘infaz yakma’, üstüne ek ceza süresi durumu.
Savcılıktaki müddetnameye göre salıverilme tarihi 2034!