Şimdi, giderek derinleşen bir Başbakanlık’tan Cumhurbaşkanlığı’na geçiş krizine sürükleniyoruz.
AKP kesiminin, yandaşlarının ve bir zamanlar pek bir demokratken şimdi üç maymunlar moduna geçenlerin umurunda değil, ama cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın başbakanlık ve vekillik görevlerinin ne zaman sona ereceği, hem siyasi etik ve dürüstlük kültürünün yeşermesi hem de demokrasinin kurumsallaşması bakımından fevkalade önemlidir.
17-25 Aralık ve sonrası süreçte işi gücü bırakıp hukukun rafa kaldırılması konusuna eğilmiş bulunan Erdoğan’ın bu konuda tavrının net olduğu anlaşılıyor: ‘İt ürür, kervan yürür’ şiarına binaen, ta 28 Ağustos’a kadar fiilen başbakan olarak görevine devam etmek.
Türkiye’yi zor günler bekliyor
Artık ‘seçilmiş cumhurbaşkanı’ olduğunu unutarak, Türkiye ile ilgili icrai kararları bir başbakan vekiline devretmek yerine tek tek devam ettirmek. Bu arada, partinin liderliğini de fiilen sürdürüp, teşkilatın içindeki dinamikleri kontrol altında tutmak, kongreyi Gül’ün görevi bırakmasından bir gün önceye çekerek, sellerden odun kapmayı doğallaştırmak.
Yani üçlü iktidar: Devletin başı, hükümetin başı, partinin başı.
Hepsi de eşzamanlı.
‘Milli iradenin tecellisi’ dedikleri gerçekten de bu olsa gerek.
Halk diliyle, yağma Hasan’ın böreği.