
Her yıl Eylül ayında dünya liderlerini Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bir araya getiren New York, aynı günlerde iklim gündeminin de önemli buluşma noktalarından birine dönüşüyor.

20-27 Eylül tarihlerinde düzenlenen New York İklim Haftası (Climate Week NYC), bu yıl dünyanın farklı ülkelerinden kamu, özel sektör, finans, akademi ve sivil toplum temsilcilerini binden fazla etkinlikte bir araya getiriyor. 2009’dan bu yana düzenlenen etkinliğin 2026 programında enerji ve elektrifikasyondan finans ve temiz büyümeye, sanayi ve tedarik zincirlerinden teknoloji ve inovasyona 12 tema bulunuyor.
Ancak bu yıl New York’taki gündemin ortak noktalarından biri yeni iklim hedefleri belirlemekten çok, halihazırdaki hedeflere nasıl ulaşılacağı.
Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31’e yaklaştıkça aynı soru daha da önem kazanıyor: İklim hedefleri uygulanabilir, finanse edilebilir ve ölçülebilir sonuçlara nasıl dönüşür?
Taahhütlerden uygulamaya
Bu yaklaşım COP31 gündeminde de belirgin biçimde görülüyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un New York’ta açıkladığı Eylem Gündemi, yeni taahhütlerden çok mevcut iklim hedeflerini somut projelere dönüştürmeye odaklanıyor.
Temiz enerji ve elektrifikasyon, yeşil sanayileşme, iklime dirençli kentler, gıda güvenliği, döngüsel ekonomi ve ulusal iklim planlarının uygulanması gündemin öne çıkan başlıkları arasında.
Koç Holding de COP31 Küresel İş Ortağı olarak bu süreçte özel sektörün dönüşümdeki rolüne ilişkin çalışmalara katkı sunuyor.
Bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri ise özel sektör. Çünkü iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi hangi teknolojilerin kullanılacağının planlanmasından öte bu teknolojilere yapılacak yatırımların nasıl finanse edileceği ve şirketlerin dönüşürken rekabet güçlerini nasıl koruyabileceğiyle de doğrudan ilişkili.
New York İklim Haftası kapsamında gerçekleştirilen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu’nda da tam olarak bu mesele tartışıldı.
İklim için doğru olan ekonomik olarak da sürdürülebilir olabilir mi?
COP31 öncesinde küresel iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren etkinlik kapsamındaki ‘COP31 Eylem Gündemi’ne Özel Sektörün Yanıtı’ paneline Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç’un yanısıra Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol, Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Genel Müdürü Makhtar Diop ve Uluslararası Ticaret Odası (ICC) Genel Sekreteri John W.H. Denton katıldı.
Panelde Ali Y. Koç, yeşil dönüşümün önündeki temel meselelerden birine dikkat çekti: Şirketler artık yalnız birbiriyle değil, faaliyet gösterdiği ülkelerin ekonomik koşullarıyla da rekabet ediyor.
“Gelişmiş bir ülkede finansman maliyeti yüzde 5-6 seviyelerindeyken, gelişmekte olan bir ülkede bunun iki ya da üç katına çıkarken vadeler kısalıyor. Diğer yandan kendi ülkenizde katı iklim politikalarıyla karşılaşırken, rakibinizin bulunduğu ülkedeki kurallar çok daha esnek olabiliyor.”
Dolayısıyla aynı dönüşümü gerçekleştirmeye çalışan iki şirketin karşı karşıya olduğu yatırım maliyeti, kamu desteği ve düzenlemeler hayli farklı olabiliyor.
Ali Y. Koç’a göre küresel ölçekte bütün bu koşulları eşitlemek mümkün olmasa da iklim açısından doğru olanla ekonomik açıdan sürdürülebilir olanı birbirine yaklaştırmak mümkün:
“İklim açısından doğru olanı yaparken, bunu ekonomik açıdan da mantıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturtup doğru yönde buluşabilir miyiz? Evet. Bu iki unsur ne kadar yakınlaşırsa o kadar olumlu sonuçlar elde ederiz.”
Türkiye için denklemde enerji de var
İklim dönüşümünün ekonomik boyutu Türkiye açısından başka bir konuyu daha gündeme getiriyor: Enerji.
Enerjide dışa bağımlılık yalnızca emisyonlarla ilgili bir mesele değil. İthal enerji kaynaklarının maliyeti enflasyondan üretim maliyetlerine ve şirketlerin uluslararası rekabet gücüne kadar ekonominin farklı alanlarına yansıyor.

Ali Y. Koç da New York’taki konuşmasında yenilenebilir enerji ve elektrifikasyona bu açıdan dikkat çekti:
“Ülkemizi daha rekabetçi kılmak ve şirketlerimizin uluslararası devlerle yarışabilmesini sağlamak için yenilenebilir temiz enerjiyi ve elektrifikasyonu artırmamız gerektiği tartışmasız bir gerçek.”
Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesindeki artış önemli olsa da dönüşümün bir sonraki aşaması yalnızca yeni üretim kapasitesi kurmak değil. Üretilen yenilenebilir enerjinin etkin biçimde kullanılabilmesi için şebeke ve depolama altyapısının da aynı hızda gelişmesi gerekiyor.
Koç da bu noktaya dikkat çekerek Türkiye’de enerji ihtiyacını karşılayabilecek yenilenebilir enerji kapasitesinin yüzde 60-63 seviyesine ulaştığını, ancak depolama olanaklarının yetersizliği nedeniyle bu kapasitenin yalnızca yüzde 40’ından yararlanılabildiğini belirtti.
Bu örnek, enerji dönüşümünün neden yalnızca güneş paneli ya da rüzgâr türbini kurmaktan ibaret olmadığını da gösteriyor. Yenilenebilir üretimin artmasıyla birlikte depolama, elektrik şebekeleri ve elektrifikasyon yatırımları dönüşümün giderek daha önemli parçaları haline geliyor.
Dönüşüm değer zincirinin tamamına yayılabilir mi?
İklim dönüşümünün önündeki bir diğer soru ise değişimin şirketlerin kendi operasyonlarının ötesine nasıl taşınacağı.
Büyük şirketler kendi üretim süreçlerinde emisyonlarını azaltabilir, yenilenebilir enerji kullanabilir veya enerji verimliliğini artırabilir. Ancak tedarikçilerden lojistiğe uzanan değer zinciri aynı yönde dönüşmediğinde ortaya çıkan toplam etki sınırlı kalıyor.
Ali Y. Koç da dünya genelinde şirketlerin çoğunu KOBİ’lerin ve küçük işletmelerin oluşturduğunu hatırlatarak büyük şirketlerin kendi operasyonlarının yanında, içinde bulundukları değer zincirini de dönüşüme dahil etmesi gerektiğini vurguladı.
Bu da yeşil dönüşümün yakın gelecekteki en önemli değişimine işaret ediyor.
İklim meselesi uzun süre “Ne yapmalıyız?” sorusu üzerinden tartışıldı. Yenilenebilir enerji kapasitesini artırmak, elektrifikasyonu hızlandırmak, enerji verimliliğini iyileştirmek ve emisyonları azaltmak yapılması gerekenler arasında artık büyük ölçüde biliniyor.
New York’taki tartışmalar ise giderek başka bir soruya odaklanıyor: Bütün bunları ekonomik olarak uygulanabilir, rekabetçi ve geniş ölçekte daha hayata geçirilebilir hale nasıl getirebiliriz?