Arkadaşlarınızla birtakım sırları paylaşmadan duramıyorsanız yalnız değilsiniz. Peki dedikodu ederken ahlaki sınırı nereye çizmeli?

En basit haliyle dedikodu, ‘5N 1K’ (ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden, kim) sorularını yanıtlayarak etrafta ne olup bittiğini kulağımıza getiren bir konuşma biçimi.
İnsanlık birçok şeyden vazgeçti ama dedikodu etmekten vazgeçemedi. Gelgelelim dedikodu iki ucu keskin bıçak. Kimi zaman sosyal uyumu ve birlikteliği güçlendiriyor, kimi zamansa ilişkilere fitne sokuyor.
Yazar ve eleştirmen Nurullah Ataç, dedikodu etmenin inceliklerini tartıştığı bir denemesine ”Dedikodudan kim hazzetmez ki!..” diye başlıyordu. ‘‘Dedikodu nefis sanatlarından biridir’’ diye yazan Ataç şöyle açıklıyordu: ‘‘Bir gaye uğrunda, yani birine kötülük için dedikoduya kalkan adam dedikodu etmeğe lâyık değildir.’’
Ne kadar iyi hissettirirse hissettirsin, dedikodu ederken kendimize bazı soru işaretleri batırmak şart: Paylaştığımız bir dedikodu söz konusu kişi ya da kişileri nasıl etkiliyor? Ve dedikodu ettiğimiz kişiyle ilişkimizde nasıl bir rol oynuyor?
Vox’taki makaleye göre Oxford Üniversitesi’nde felsefeci Cécile Fabre, dedikodu meselesini ele aldı.
Alman filozof Immanuel Kant’ın ahlak felsefesinden yola çıkarak insanları kendi çıkarlarımız için birer araç değil, kendi içlerinde birer amaç olarak görmek gerektiğini yazdı. Çünkü Kant’a göre insanlar saygıyı hak eden rasyonel varlıklardı.
Fabre, insanları yakınlaştırabildiğini kabul etse de dedikodunun karanlık yanına dikkat çekti: “Sosyal ilişkileri hem besliyor hem de tarumar ediyor.”
İyi ve kötü dedikodu
Fabre ilk olarak iyi ve kötü dedikoduyu birbirinden ayırıyor.
Ona göre ‘iyi dedikodu’ başkasına verilen sözü çiğnemeden ediliyor. Örneğin biri hakkında yalan söylüyorsanız veya sır tutacağınıza yemin ettiğiniz halde anlatıyorsanız, dedikodu ahlaki bir sorun doğurabiliyor.
Ama ortak bir tanıdığınızın felaket geçmiş ilk randevusuyla ilgili rahatça ve açıkça anlattığı bir anekdotu paylaşmakta ahlakça sorun yok.
Buna karşılık insanlara ‘birer birey olarak borçlu olduğumuz ilginin ve saygının’ önüne geçen bir dedikodu baştan yanlış. Dolayısıyla kendimiz için reddedeceğimiz insan onuruna aykırı bir davranışı başkasına razı görmemek gerekiyor.
Fabre’a göre başkalarını eğlence malzemesi yapmak ve sırf üstün hissetmek adına aşağılamak için dedikodu etmek ahlaki olarak yanlış yahut ‘ayıp’.
Faydası da var
Antropolog Robin Dunbar, ‘Grooming, Gossip, and the Evolution of Language’ (Parazit Temizleme, Dedikodu ve Dilin Evrimi) adlı kitabında dedikodunun insan türünün hayatta kalmasında önemli rol oynadığını savunuyordu.
Dunbar’a göre atalarımız dedikodu ederken tehlikeli kişilerle veya durumlarla ilgili bilgi alışverişi yapıyor, böylece sosyal düzeni koruyordu. Yani dedikodu bir tür kültürel öğrenme biçimiydi ve bilginin bir grupta hızla yayılmasını sağlıyordu.

Dunbar yakın zamanda, insanların konuşmalarının yüzde 85’inin sosyal konulara ayrıldığını, büyük bir kısmının da dedikodu sayılabileceğini öne sürdü.
Karen Adkins gibi bazı feminist felsefeciler de dedikodunun faydasını anlatıyor.
Adkins’e göre dedikodu etmek, örneğin, kötü çalışma ortamları ya da istismarcı patronlar hakkında insanları bilgilendirebilir. Dahası, insanlar arasında bir güven bağı geliştirerek güçsüz kesimlerin güce ulaşmasının önünü açabilir.
İlle de dedikodu mu?
Kapsamlı bir araştırmaya göre dedikoduların içeriği çoğunlukla kötü niyet içermiyor ve başkalarını eleştirmeye meyletmiyor. Aksine, ekseriyetle nötr nitelikte oluyor.
Fakat kendi masalarınızda dönen dedikodulara şöyle bir dönüp baktığınızda hırpalayıcı ve aşağılayıcı bir nitelik fark ediyorsanız, belki de biraz frenlemekte yarar var. Sonuçta aşırı ölçüde kötü niyetli bir tutum dünyayı algılayışınızı da olumsuz etkileyebiliyor.
Masada olmayan kişiler hakkında konuşmak yakın arkadaşlarınızla samimiyetinizi elbette güçlendirebilir. Dedikodu etmek doğal, eğlenceli ve hatta faydalı olabilir.
Gelgelelim dedikoduya malzeme ettiğiniz insanlar, kendileriyle ilgili olmayan amaçlar için birer araç haline gelirse etik sorunlar doğabilir.
Sonuçta arkadaşlarınızla bağ kurmak için ille de orada olmayan başka insanları yermeniz gerekmiyor.