İmamoğlu savunmasını tamamladı: Bu salonda suçlu yok, bir milim geri atmıyorum

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB davasında savunmasını dördüncü günde tamamladı: “Bu salonda suçlu yok; siyaset, sandık ve milletin iradesi var. Bir adım, bir milim geri atmıyorum.”

Görsel: Ekrem İmamoğlu / Instagram

53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın bugün (17 Ekim) 101’inci duruşması görülüyor.

23 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunan İmamoğlu savunmasını bugün, yani dört günün sonunda bitirdi.

İddianamede İmamoğlu ‘suç örgütü kurmak ve lideri olmak’la suçlanıyor.

İBB başkanına ilk iddianamede 849 yıldan 2 bin 430 yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyordu. Davayla ilgili son ek iddianame, yani Ağaç A.Ş.’ye dair olansa 29 kişi hakkında. Bu kişiler arasında İmamoğlu da var. İmamoğlu’na bu iddianamedeyse 62’şer yıldan 168’er yıla kadar hapis cezası isteniyor.

İBB başkanına yöneltilen suçlamalar şöyle: Suç işleme amacıyla örgüt kurma, kişisel verilerin kaydedilmesi, kişisel verileri ele geçirme ve yayma, suç delilerini gizleme, haberleşmenin engellenmesi, kamu malına zarar verme, rüşvet, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, irtikap, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, ihaleye fesat karıştırma, çevrenin kasten kirletilmesi, Vergi Usul Kanunu, Orman Kanunu ve Maden Kanunu’na muhalefet.

Diken, İmamoğlu’nun dördüncü günkü savunmasını satır başlarıyla aktardı:

15:52 Villa meselesi: ‘Bizde belge, diğerinde beyan var’

Hakim: Bu villa meselesi nedir devredilen villalar?

Ekrem İmamoğlu: Sayın başkan devredilen villa değil, devredilen bir şirket. Şirketin sahip olduğu iki ev. Yani benim aile olarak oturmayı planladığımız, 2019’da şirketim olarak satın alınan bir evin hemen önündeki iki ev. Bu iki evi bu arkadaş (Ali Nuhoğlu) satın alıyor. Satın alırken de aldıktan sonra da benim firmamın sorumlusuyla irtibatlı oluyor, muhatap oluyor. Ne yapalım? Alalım mı, edelim mi, üçüncüyü de alalım mı diye anlatıyor benim hatırladığım. Yani orada üçüncü bir ev var. Onu alamayınca ikisi kalıyor. Bu ikisi yaklaşık 35 yıllık iki ev, 35 yıllık önümüzdeki ev. Bu iki ev 35 yıllık, bu iki ev deprem güçlendirmesine tabi tutuluyor, deprem güçlendirilmesi yapılıyor. O ara arkadaşlar görüşüyor, buradaki iki evi almak istiyorlar. Biz hatta kendi içimizde de konuşuyoruz. Yani bu iki evi alabilecek misiniz, nasıl? Takasla veya işte bir kısım ödemeyle burayı alabiliriz diye hesap yapıyoruz deniliyor.

Buraya, buraya toplam büyüklüğü 450 metrekare olan iki eve, 35 yıllık deprem güçlendirilmesi yapılmış iki eve karşılık üç tane ev veriliyor ya da iki villaya karşılık üç tane villa veriliyor toplam büyüklüğü 1500 metrekare. Ve bu 1500 metrekare villa artı 500 bin dolara bu evlerin devredilmesiyle ilgili önce bir anlaşma yapılıyor. Birinci anlaşmada 87 milyon lira artı 500 bin dolar ödeme artı bir villa diye anlaşılıyor. 87 milyon lirayı bir yılda ödemeyince buna karşılık iki tane daha villa veriyor firmamız. Dolayısıyla alınan deprem güçlendirilmesi yapılan iki tane villa ve verilen de üç tane villa artı 500 bin dolar.

Yani size ifade edildiği gibi “Kâr etmedim, zarar ettim”. İmamoğlu ile Nuhoğlu şirketleri arasında yapılacak bir hesap kitap değil. O günün koşullarında el sıkışılmış, sonradan “Az kâr ettim, değerlendi, şu oldu, bu oldu” yapıldı. Çünkü aileler birbirini tanır, insanlar birbirini tanır. Ama Nuhoğlu nasıl tutuklandı, nasıl gözaltına alındı? Gözaltına alındıktan sonra neler yapıldı? İkinci soruşturmayla nelerle tehdit edildi? Ben bunları bilemem. Yani sözü nasıl bu hâle geldi? Düştüğü durumu gördüğümde ben üzüldüm kendi adıma.

Benden hayatım boyunca altı senede en fazla ödeme isteyen adamdır. Cenazede, defin yaparken, akraba toplantısında ödeme ister. Böyle bir adamdır Ali Nuhoğlu. Yani bize bir gün kalkıp da yani “Sıkıştım ödeme, sıkıştım ödeme, sıkıştım ödeme”. Herkes ister de bu hepsini 10’la çarp, 20’yle çarp; böyle bir arkadaş. Şimdi burada gelip bize iş adamlığı, ticaret dersi veriyor. Diyor ki: “Ticaret yaptım, niye kazanamadım?” Vallahi hayatımda zarar ettiğim çok iş var.

Hakim: “Hak edişlerimi alamadığım için” dedi.

Ekrem İmamoğlu: O işte yalan. Başkan bizde evrak, belge, ödeme, noter belgesi, arabuluculuk sözleşmesi var, diğerinde beyan var.

15:33 | Hesaplarımda şaşırtın bir şey bulun konuşalım

Hakim: (Etkin pişmanlıktan faydalanan işadamı) Adem Soytekin’in “Operasyon öncesinde Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere avukat Mehmet Pelivan tarafından sistemdeki tüm aktörleri uyardığı için nakit para bulunamamıştır. Ekrem İmamoğlu bana ‘Tedbirini aldın mı, operasyon yapılacak sen de listedesin, eğer emanet etmen gereken para veya belgen varsa bunları Turan Taşkın Özer’e emanet ver’ demiştir” diye bir cümlesi var.

Ekrem İmamoğlu: Yani herkese ‘Tedbir al’ demişim de kendim tedbir almamışım. Hesaplarımda, babamın hesabında para duruyor. İşte hiç kimse para hareketleri belli, atıyorum 10 gün önce hangi para varsa, bir ay önce hangi para varsa duruyor. Ben bir lira bile hesabımdan çekmemişim. Kimse çekmemiş ne babam, ne eşim ama herkese laf yetiştirmişim: Al o parayı oraya getir bu parayı…

Ha bu arada o dönemde bunu piyasada konuşmayan yok, sebebi de savcılık. Niye? Çünkü savcılığın birebir resmen, yani ten tene akraba gibi olduğu gazeteciler bunu zaten ocak, şubattan beri yazıyor: Mayıs, haziran itibarıyla 2024’ten itibaren Ekrem İmamoğlu’na operasyon yapılacak ya da Ekrem İmamoğlu’na hazırlık yapılıyor, taa ahmak davası istinafta olduğu andan itibaren şu anki mevcut adalet bakanının buraya atanacağını, başsavcı olacağını, İmamoğlu’na operasyon için geleceğini…

Benim para hareketlerime dönsünler, bir iki sene baksınlar, İmamoğlu İnşaat’a, Ekrem İmamoğlu’na, eşine, babasına acaba afaki bir para transferi yapılmış mı bir yere… Bir kuruş böyle şaşırtıcı bir şey bulun, onu konuşalım.

13:20 İmamoğlu savunmasını tamamladı, duruşma hakim sorgusuyla sürecek.

13:10 Bu salonda suçlu değil milletin iradesi var

Bu hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bir sürecin figüranı olmadım, olmayacağım. Bu salonda nasıl bir karar çıkacağını hep birlikte izleyeceğiz. Süreç devam ediyor. Endişem şudur ki bazı kararlar bu salon kurulmadan önce mi yazıldı? Yoksa süreç içerisinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz.

Bu salonda suç yok ve ben kararımı verdim. Bu salonda suçlu yok. Bu salonda siyaset var sandık var milletin iradesi var. Ve benim vereceğim hesap da aradığım adalet de yalnız ve yalnız yüce milletimin vicdanında hakkın şaşmaz terazisindedir. Şunu herkes çok iyi bilsin. Zulmü karşısında boyun eğmek, haksızlık karşısında susmak, bizim inancımızda yoktur.

13:05 Bu dava, şahsımı siyaset sahnesinden silme çabasının çok ötesinde

Bu dava, şahsımı siyaset sahnesinden silme çabasının çok ötesindedir. İktidarın asıl varmak istediği sonuç, kul hakkı üzerine inşa ettikleri rant ve israf saltanatını korumaktır. Bu millete “Sizin oyunuzun, sizin iradenizin benim karşımda hiçbir hükmü yoktur” demektir. Hakkı yenen bu halkı çaresizliğe ve mutlak bir itaate mahkûm etmektir.

Bu hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bir sürecin figüranı olmadım, olmayacağım. Bu salonda nasıl bir karar çıkacağını hep birlikte izleyeceğiz. Süreç devam ediyor. Endişem şudur ki bazı kararlar bu salon kurulmadan önce mi yazıldı? Yoksa süreç içerisinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz.

Bu salonda suç yok ve ben kararımı verdim. Bu salonda suçlu yok. Bu salonda siyaset var sandık var milletin iradesi var. Ve benim vereceğim hesap da aradığım adalet de yalnız ve yalnız yüce milletimin vicdanında hakkın şaşmaz terazisindedir. Şunu herkes çok iyi bilsin. Zulmü karşısında boyun eğmek, haksızlık karşısında susmak, bizim inancımızda yoktur.

Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulmayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulmayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.

13:02 ‘İrademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı’

Beni hapse atabilirsiniz. Zindana tıkabilirsiniz. Avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz. Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz. Kitabımı toplatabilirsiniz. Babamın emekli maaşına el koyabilirsiniz. Oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilirsiniz. Aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz. Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı.

Ben milletimi temsil ediyorum. İnandığım ülküden, demokratik hukukun egemen olduğu özgür ve eşit bir Türkiye inancından asla vazgeçmeyeceğim. Baskılarınız, psikolojik operasyonlarınız, akşamdan sabaha geliştirdiğiniz stratejileriniz, daha dünden bugüne kurduğunuz mahkemelerle tutuklamaya çalıştığınız, tutukladığınız masum insanlarla yaptığınız bu operasyonlarla karalamalarınız, kampanyalarınız vız gelir tırıs gider.

‘Size çöp tenekesi muamelesi yapıyorum’

Ben size çöp tenekesi muamelesi yapıyorum. Çünkü benim iradem, milletin iradesiyle birlikte hareket ediyor, benim iradem tarih şuuruyla hareket ediyor. Eskiden beni sürekli rüyanızda görüyordunuz, adım gibi eminim. Şimdi kabusunuz daha da büyüdü, bunu bilin. Çünkü bana yaptığınız haksızlık, çoktan şahsımı açtı. Doğrudan milletin iradesine, cumhuriyetin adalet idealine ve ilahi adalete yönelmiştir.

“Bir günde unutulur” dediniz, “Bir ayda unutulur” dediniz. 19 ay geçti, 600 gün bitti. Bu millet bu yapılan kötülükleri, yaptığınız zalimleri unutmadı, unutmayacak. Bu millet her zaman zalimin karşısında durmuş, mazlumun yanında olmuştur.

‘Size acıyorum ey kişi; bir milim geri atmıyorum’

Silivri’nin duvarları yüksek ama duvarların ardında bakınca ben bu ülkeyi o kadar net görüyorum ki: Size acıyorum, size acıyorum! Ey kişi; sana acıyorum! Ama o duvarların ardından baktığımda gördüğüm milletime inanamadığımın, bilemediğin, hayatta tadamayacağın kadar çok güveniyor ve inanıyorum. Bir koğuşta bir görüş kabinesinin camının arkasında, bir cezaevinin aracının penceresinde ben milletin yüzünü görüyorum. O yüz yorgun ama teslim olmamış. O yüz öfkeli ama umudunu kaybetmemiş. O yüz düşünceli ama kararlı. O yüz canı sıkkın ama yapacağını biliyor. Ve ben buradayım. Ben o yüzlerin, o 87 milyon milletim içindeyim ve bir adım geri atmıyorum, bir milim geri atmıyorum.

12:53 Hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hakim karşısına çıkacak

Buradan çok açık söylüyorum, ben ayrıcalık istemiyorum. Bugün bize yapılanın yarın başkalarına yapılmasını hiç ama hiç istemiyorum. Çünkü bizim mücadelemiz intikam mücadelesi değil. Bizim mücadelemiz adalet, demokrasi ve cumhuriyet mücadelesidir. Bu ülkede yarın hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hakim karşısına çıkacak. Adım gibi eminim! Ekrem İmamoğlu’nun kelimesi kadar, harfi kadar gelecekten eminim. Yaradan bunu bana yaşatacak, 87 milyona bunu yaşatacak.

12:43 Bu dosyada 31 Mart’ta sandığa giden milyonlar yargılanıyor

Bu dosyanın kapağında benim adım yazıyor: ‘Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ deniyor. Ama biliyorum ki bu dosyada yargılanmak istenen ben değilim. Bu dosyada 31 Mart’ta sandığa giden milyonlar yargılanıyor. Bu ülkede geleceği tasarlayacak ve kararı verecek milletin gelecekteki seçimdeki iradesi yargılanıyor. Bugünden geleceğe vesayet ortaya konulmaktadır. 1 kez değil 3 kez aynı kararı veren İstanbullu hemşehrilerim yargılanıyor. Bu ülkede iktidarın sandıkla değişebileceğine hala inanan 87 milyon yurttaş yargılanıyor.

Onun için en başta ne dediysem en sonda da onu söylüyorum. Ben burada savunma yapmıyorum. Bu iftiranameyi yazanları ve yazdıranları yargılıyorum ve yargılamaya devam edeceğim.

‘155’e çıkartıldı eylem; hangisinde somut bir belge var?’

Bu salonda aylarca benden hesap soruldu, ben de şimdi milletimin huzurunda bu dosyanın defterini kapatıyorum. 560 milyar dediler, 560 kuruş bulamadılar. Rakamı 160 milyara indirdiler. Üçte ikisini Maden Kanunu’nu açmadan davanın tarafı olan bir bakanlığın memurlarına hesaplattırdılar. Geri kalanını borcunu ödemekten, kâr etmekten, ihaleyi iptal edip daha ucuza yaptırmaktan zarar diye yazdılar.

‘Örgüt’ dediler, şemaya koydukları adam “Ben örgüt yöneticisi değilim” dedi. Örgütün kuruluş cümlesini saydı, “Ben onu şablon olarak gördüm” dediler. Yöneticiler birbirini bu salonda tanıdı. Çünkü öyle bir örgüt yok!

“Casus” dediler, delil diye beş dakikalık bir nezaket ziyaretinin fotoğrafını koydular. Aynı beyefendinin devletin en üst düzey yetkilileriyle geçmişten bugüne onlarca fotoğrafı var. O cumhurbaşkanı yardımcısı, o Milli İstihbarat başkanı, Ekrem İmamoğlu hapiste ve casus!

‘Rüşvet’ dediler, rüşvet verdiğini söyle, verdiği söylenen “Hissettik” dedi. Parayı aldığı söylenen beni ilk defa Vatan Emniyet’te gördüğünü söyledi. Rüşveti kreşe, bir okula, bir kavşağa, bir metro hattına çarptıklarını herkes bu salonda gördü.

Bizim elimizde noter var, tapu var, dekont var, Sayıştay var, Hazine izni var, kurum içi denetimler var. MAPEG yazısı var, Sosyal Güvenlik Kurumunun borcu yoktur yazısı, belgesi var. Onların elinde ne var? Tahliyeyle takas edilmiş, bir gecede değişmiş, eşiyle, çocuğuyla, malıyla sıkıştırılmış insanların ağzından alınmış cümleler var. Bir de neyi bulacağı önceden söylenmiş bilirkişilerin raporları var.

155’e çıkartıldı eylem. Hangisinde, hangisinde bana dair somut bir belge, somut bir evrak, somut bir söz var elinizde? Hangisine dair somut bir görüntü var elinizde? Kime, tek bir kamu malını peşkeş çekmişim? Kime tek bir kamu ihalesini peşkeş çekmişim, tek bir tane? Kimi zengin etmişim, kimi zenginleştirmişim?

12:08 Hapse tıktığın rakiplerin Edirne’de, Silivri’de yatıyorsa, sen meşru olamazsın

Güçlü devleti güçlü yerel yönetimlerle tamamlamak durumundayız. Yerel yönetimleri yok ederek güçlü devlet olamazsın. Her şeyi ben bilirimle, her şeyi Ankara’ya toplayayım da saray içine tıkıştırayımla güçlü devlet olamazsın. Kayyımlarla güçlü devlet olamazsın. Rakiplerini hapse tıkarak güçlü devlet olamazsın. Hapse tıktığın rakiplerin Edirne’de, Silivri’de yatıyorsa, sen meşru olamazsın. Meşruiyetini kaybettin. Senin bu şekilde girdiğin seçim de meşru olmaz.

11:32 Melih Geçek’e mahkemesiz yedek tutuklama, bu utanmazlık değil de ne?

Sayın başkan, sayın heyet; benden önce çıkan tutuklular da söyledi. Bizimle ilgili kararı siz ve heyetiniz verin, bu mahkemeye siyasetin ya da yargı mensubuyken siyasallaşmış karakterlerin gölgesini düşürtmeyin, dedik. Fakat belli ki birileri kararı size bırakmamaya yemin etmiş.

Dün bunun çok acı ve vahim bir örneğini yaşadık sayın başkan. (İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü) Melik Geçek kim biliyor musunuz? Melik Geçek, ben gencecik yaştayken tanıdığım, böyle evi barkı olan, yuvası olan, genç yaşta evlenmiş, bakın bir şey söyleyeceğim burada kimse alınmasın, hepinizin masumiyetine yürekten inanıyorum. Ama şurada en masum beş kişi kim deseniz, ben bir tanesi Melik Geçek derim. Masumiyetine bütün hücreme kadar inanıyorum bak, bu kadar eminim.

Melik Geçek, dün duruşma sabahı, sabah öncesi savcı, başsavcı vekili, bütün kötü eylemlere imza atanlardan birisi, ismini verecektim ama şimdi vermiyorum, o kirli ellere bir fırsat vermemek için vermeyeceğim ismini, apar topar, apar topar ifadeye çağırılıyor.

Melik Geçek’i ifadeye alıyor SEGBİS’le. Ve Melik Geçek’e SEGBİS’te İSBAK’ta bir firmayı soruyor. O firmada Melik Geçek daha öncesi sigortalı çalışmış. 2009 öncesi. Bu diyor burada yüzlerce ihale almış diyor. O da diyor ki: “Yok” diyor, “Benim bildiğim iki ya da üç ihale almıştır” diyor. Melik Geçek’e SEGBİS’te İSBAK’ta bir firmayı soruyor. O firmada Melik Geçek daha öncesi sigortalı çalışmış. 2009 öncesi. Bu diyor burada yüzlerce ihale almış diyor. O da diyor ki: “Yok” diyor, “Benim bildiğim iki ya da üç tane ihale almıştır” diyor.

Mesela siz şeyi araştırın diyor, Mehmet Türk’ün şeylerini araştırın diyor. Oraya geçelim, oraya geçelim diyor, kayda bile almıyor bunu. Bunu kayda bile almıyor. İfadesini alıyor, anlatıyor Melih, gayet samimi, içten bir şekilde ifadesini veriyor. Diyor ki: “Melih kardeş” diyor, “Sen”. Kardeşi ben ekledim. “Sen bir 15 gün daha düşün. Bir hazırlık yap, bir hafızanı tazeLe. Ben seni bir daha ifadeye çağıracağım”.

Diyor ki o da masumiyetiyle, “Ben duruşmaya katılabilirim değil mi?” diyor. Tabii, tabii, katıl. diyor. “Sen bir 15 gün bir çalış” diyor, “ben seni hatta diyor, hafta sonu aldırırım” diyor, “hafta içi de değil, hafta sonu aldırırım, sen gene duruşmalarına katılırsın” diyor. Ve SEGBİS bitiyor ve Melih kardeş buraya geliyor.

Ben biraz erken çıkıyorum. Beni tek başıma götürüyorlar. Arkadaşlarım daha sonra geliyor. Geldiklerinde o olaya şahit olan bir arkadaşım, avukat görüşmemde seslenerek diyor ki: “Melih’i tekrar SEGBİS’e aldılar.” Bakın, bizim cezaevine dönüşümüzü bekliyorlar, sayın başkan. Planlı, tasarlanmış, mahkeme kurulmuş, Melih’in cezaevine dönüşü bekleniyor, sayın başkan, sayın heyet.

Sabah alınan ifadede Melih’le ilgili mahkemeye havale yok, hiçbir şey yok. Tek başına, tek başına Melih’i cezaevine girer girmez SEGBİS’e alıyorlar, mahkemeye çıkartıyorlar. Mahkemeye havale dahi edilmemiş Melih’e tutuklama kararı veriyorlar. Bu tesadüfün iğne deliği değil mi, sayın başkan, sayın heyet? Yedek tutuklama! Bu utanmazlık değil de nedir? Hani 15 gün sonra bir daha ifade verecekti Melih. Şu anda desen ki Melih, lütfen ayağa kalk. Utanır biliyor musunuz ayağa kalkmaya? O kadar efendi, o kadar beyefendi, o kadar ahlaklı bir adam.

‘Bu adil yargılama öyle mi; bunun adı zulüm, güdümlü yargı’

Bu ‘adil yargılama’ öyle mi? Burada bir adil yargılama var. Biz de adil yargılamada savunma yapacağız öyle mi? Kim kimi kandırıyor? Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı. Güdümlü yargı.

Adalet yoksunluğunu bile aştık artık, adalet bitmek üzere. Vallahi billahi böyle bir sefil dönemi Türkiye hiç yaşamadı. Adaletle ilgili sorunlu yıllarımız çok fazla, sorunlu dönemlerimiz çok fazla ama bu kadar derinleşen, bu kadar göze parmak sokar gibi adaleti yerle bir eden, bunu da açık açık söyleyen bir düzen olmadı. Onun için ey sayın cumhurbaşkanı seni uyarıyorum, bunu yapanlar sana da yapar!

‘Ey cumhurbaşkanı, bu kalleş düzenden sen dahi kendini koru’

Buradan uyarıyorum. Ey sayın cumhurbaşkanı (Tayyip Erdoğan); bu kalleş düzen, bu kurulu, pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, sayın cumhurbaşkanı seni uyarıyorum: Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Türkiye’yi yöneten bir insanın bunlardan haberi olmayacağını, buna vakit bile ayırmayacağını bilerek, bu kalleşlikten sen dahi kendini koru.

11:22 Bu iftiraname her kelimesi, her harfiyle siyasi

Bugün bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir. Ve bunu aziz milletimize ve benim canım yurttaşlarıma, doğusuna, batısına, güneyine, kuzeyine, AK Partilisine, MHP’lisine, DEM’lisine, İYİ Partilisine, YENİ Partilisine, bütün partilere, bütün siyasi görüşe sahip insanlarına, Alevi’sine, Sünni’sine, Kürt’üne, Türk’üne, Laz’ına, Çerkes’ine ilan ediyorum: Bu bir siyasi davadır. Türkiye’de son 2 yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır.

Tam metin: İmamoğlu’nun üçüncü günkü savunması

İmamoğlu savunmada: Hani 2 milyarı götürene ne oldu?

İmamoğlu savunmada: Yalanı kendi delilleri ortaya çıkardı

Tam metin: İmamoğlu’nun ilk günkü savunması

İmamoğlu savunmada: Rahmetli Topbaş’a da aynı düzeni kurdular

İmamoğlu savunmada: İstanbul’da bir operasyona başlanacağını, 2024 Haziran’ında duydum