Muhalefet, iktidar eliyle yaratılan olağanüstü hal koşullarına karşı olağan temposunu aşıp alışkanlıklarını değiştiremedi. Bir bütün olarak tehlikeyi görüp vites artırması şart görünüyor.
Rejimin kendini tahkim etme girişimine karşı hiçbir kişinin ya da partinin tek başına karşı koyma şansı kalmadı. Sandığın ve seçimin sembolik bir onaya dönüştürülmek istendiği, hukukun askıya alındığı bu karanlık tabloda tek çıkış yolu, egemenliğin gerçek sahibinin, yani halkın doğrudan sahneye çıkmasıdır.
Siyaseti seçim takvimlerine sıkıştıran, kuralları iktidar tarafından konulmuş bir sahada maç yapmaya çalışan muhalefet tarzı bu gidişatı durduramaz. Bu gerçek Üsküdar pratiğiyle bir kez daha tescillendi. Artık mahalle mahalle, sokak sokak, işyeri işyeri örülecek ve aşağıdan yukarıya yükselecek, hakiki bir toplumsal itiraza ihtiyaç var. Halkın salt pasif bir “seçmen” kalıbından sıyrılıp, aktif yurttaşlık bilinciyle kendi iradesine, emeğine ve ülkesinin geleceğine fiilen sahip çıkması hayati bir zorunluluktur. Kuralları tamamen iktidar tarafından dizayn edilen, yargının ve kolluğun birer parti aparatı gibi çalıştığı bir oyunda, sırasını bekleyerek kazanmak imkânsızdır.