Nil Kocamangil, İstanbul Oda Müziği Festivali'ni anlattı: Uzun yıllar ülkemde böyle bir festival kurmanın hayalini taşıdım

İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali kurucusu ve direktörü viyolonsel sanatçısı Nil Kocamangil festivali Diken’e anlattı: “Orkestraların sunduğu görkem ve güç elbette çok etkileyici; ancak oda müziği daha kişisel ve belki de insanı kendi içine döndüren bir alan açıyor.”

İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali bu yıl altıncı kez dinleyicilerle buluşuyor. Festival bu yıl 6-24 Eylül tarihleri arasında Süreyya Operası’nda düzenlenecek. Altı yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Dairesi desteğiyle seyircisiyle buluşan festival, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Nil Kocamangil’in öncülüğünde hayata geçti. Kocamangil, kurucusu olduğu Oda Müziği Festivali’nin altı yıldır direktörlüğünü de yürütüyor.

Festival, yerli ve yabancı sanatçıların verdiği konserler dışında birçok söyleşi, masterclass ve buluşmaya ev sahipliği yapıyor. Ayrıca kariyerinin başındaki genç müzisyenler festival sayesinde dünyaca ünlü sanatçılarla aynı sahneyi paylaşabiliyor.

Nil Kocamangil.

‘Avrupa’da edindiğim bilgi ve deneyimlerimi Türkiye’deki genç müzisyenlerle paylaşmayı çok arzu ediyordum’

İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali nasıl başladı?

Yaklaşık 12 yıl yurtdışında yaşadım, Avrupa’nın prestijli eğitim kurumlarında eğitim alma şansına sahip oldum. Bu süreçte yalnızca solo değil, oda müziği üzerine de yüksek lisans yaptım. Kariyerim boyunca farklı festivallerde konserler verdim, pek çok önemli masterclass’a katıldım ve bütün bu deneyimler bana müzikal anlamda olduğu kadar festivallerin işleyişini gözlemleyebilmem açısından da çok faydalı oldu.

Yıllar önce çok başarılı, genç bir Hollandalı meslektaşım beni kendi kurduğu festivale davet etti ve bu beni gerçekten çok etkiledi. Zira o zamana kadar genç müzisyenlerin kendi festivallerini kurabileceğini ve böyle bir organizasyonu hayata geçirebileceğini hiç düşünmemiştim. O deneyim benim için çok büyük bir motivasyon kaynağı oldu ve uzun yıllar kendi ülkemde de böyle bir festival kurmanın hayalini taşıdım.

2020′ hem Paris’te hem de Almanya’nın farklı şehirlerindeki kurumlarda eğitimlerimi tamamladıktan sonra artık ülkeme dönmeye karar verdim. Avrupa’da edindiğim bilgi ve deneyimlerimi Türkiye’deki genç müzisyenlerle paylaşmayı çok arzu ediyordum. Elbette bugün çok ciddi bir beyin göçü yaşadığımız bir dönemdeyiz, bunun ekonomik ve sosyal nedenlerini çok iyi anlıyorum. Ama bir yandan da bazılarımızın dönüp burada bir şeyler üretmesi gerektiğine inanıyordum.

Türkiye’ye dönüşümle birlikte festival hayalimi de hayata geçirmek için ilk adımı attım ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile iletişime geçerek aklımdaki projeyi anlattım. Açıkçası “Biz sizi ararız” gibi çok da umut verici olmayan bir cevap bekliyordum. Ama çok şanslıyım ki projeye inandılar ve kabul ettiler.

Böylece bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı ile çıktığımız bu yolda İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali altıncı yaşına girdi. Şahsen her sene bir yılı daha geride bıraktığımıza hâlâ inanamıyorum. Mutluluğum, gururum çok büyük. Her yıl sanatseverleri yeni sanatçılarla, yeni projelerle ve yeni gençlerle buluşturmak için heyecanım katlanarak artırıyor.

‘Oda müziği daha kişisel ve belki de insanı kendi içine döndüren bir alan’

Festival için neden oda müziği konseptini seçtiniz?

Oda müziğinde sahne ile dinleyici arasındaki mesafe çok daha farklı bir biçimde ortadan kalkıyor. Birkaç müzisyenin birbirini dinleyerek, takip ederek tek ve ortak bir ses üretmeye çalışmasına tanıklık ediyorsunuz. Bu anlamda dostluğun müziği olarak da adlandırılan bu form çok insani ve doğrudan bir müzik deneyimi. Festivalin en önemli vaatlerinden biri de dinleyiciyi bu yakınlığın içine davet etmek.

Orkestraların sunduğu görkem ve güç elbette çok etkileyici; ancak oda müziği daha kişisel ve belki de insanı kendi içine döndüren bir alan açıyor. Bu sayede festival aracılığıyla bu özel deneyimi ve oda müziğinin zengin repertuarını mümkün olduğunca daha çok dinleyicinin keşfetmesine vesile olmak istiyoruz.

Peki şehirde düzenlenen bu tip festivallerin sürdürülebilirliği hakkında ne söylersiniz? Kamu kurumları veya sivil toplum sizce İstanbul özelinde yeterince destek verebiliyor mu?

Bir festivali sürdürülebilir kılmak yalnızca her yıl yeni programlar hazırlamak anlamına gelmiyor. Uzun vadeli bir vizyon, kurumsal destek ve izleyiciyle kurulan güven ilişkisi gibi konuların birlikte düşünülmesiyle mümkün oluyor. Elbette ekonomik koşullar ve kültür-sanat alanındaki kaynakların sınırlılığı önemli zorluklar. Bu da devamlılığı zorlaştıran en büyük etkenlerden biri. Sanat kurumlarının yalnızca kısa vadeli başarılarla değil, yıllar içerisinde oluşturdukları kültürel miras üzerinden değerlendirilmeleri gerektiğine inanıyorum.

Bu noktada, festivalin hayata geçmesini mümkün kılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı’na sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bizim için festivalin sürekliliğini sağlayabilmek açısından en önemli unsur, yalnızca daha büyük isimler getirmekten öte gençlere ve dinleyicilere gerçekten dokunan, hafızalarda yer edinen bir yapıyı devam ettirebilmek.

‘Genç bir müzisyenin ekonomik koşulları, dünyaca önemli bir sanatçıyla çalışma fırsatının önüne geçmesin’

Festivalde hem genç yetenekler sahne alabilecek hem de birden çok ücretsiz masterclass verilecek. Bu fikri projeye nasıl eklediniz?

Kendim de uzun yıllar yurtdışında eğitim almamın yani sıra pek çok masterclass’a ve akademiye katıldım. Eğitimimi pek çok vakıf ve kurum tarafından layık görüldüğüm burslarla sürdürebildim. Ayrıca Verbier Festivali, Kronberg Akademi başta olmak üzere birçok organizasyona da burslu olarak kabul edilme ve buralarda dünyaca ünlü sanatçılarla çalışabilme fırsatına eriştim. Türkiye’ye dönme kararımla birlikte onları ülkeme davet ederek bu fırsatı gençlerimize de sağlamayı misyon edindim ve festivalin yanında masterclass programları bu şekilde hayata geçti.

Genç bir müzisyenin ekonomik koşulları, dünyaca önemli bir sanatçıyla çalışma fırsatının önüne geçmesin istiyoruz. Bu nedenle festivalin masterclass programlarını çok önemsiyoruz. Zira hem başvuru hem de katılımın ücretsiz olması açısından Türkiye’de başka bir örneği bulunmayan, dünyadaysa çok nadir bir sistem. Bu tabii ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı’nın her daim gençlere verdiği büyük desteğin bir sonucu.

Bu yıl da ağırlıklı olarak Türkiye’nin farklı şehirlerinden genç müzisyenlerin yanı sıra Almanya, İrlanda, Çek Cumhuriyeti ve Rusya’dan öğrencileri ağırlayacağız. Böylece hem eğitim fırsatını daha erişilebilir kılmayı hem de uluslararası bir ortamda gençlerin yeni meslektaşlarıyla dostluklar kurmasına alan açmayı hedefliyoruz.

Bugüne kadar programlarımızda tanışıp daha sonra yurtdışında aynı eğitmenlerle çalışmaya devam eden gençlerin bu tanışıklıklarına vesile olmaktan büyük kıvanç duyuyoruz.

‘Gençlerin uluslararası çevrelerle bağlantı kurabilecekleri fırsatlara ihtiyaçları var’

Öğrencilerin sahneye çıkma fikri nasıl gelişti?

Her masterclass programı sonunda kapanış konserlerimiz yıllardır mevcut ancak geçtiğimiz yıl, yani festivalin 5’inci yılında, gençler için daha özel ne yapabiliriz diye düşündüm. Bu vesileyle genç müzisyenlerimizi ana festival sahnesine dahil etme ve onları alanında tanınmış sanatçılarla bir araya getirme fikri ortaya çıktı.

Usta sanatçılarla çalışmak çok büyük bir fırsat ancak sahne deneyiminin önemi bambaşka. Genç müzisyenler için profesyonel bir festival atmosferini yaşamak, seyircinin karşısına çıkmak ve deneyimli sanatçılarla aynı sahneyi paylaşabilmek onların gelişimi, çıkacakları kariyer yolculuğundaki motivasyonları açısından çok önemli bir adım ve unutulmaz bir tecrübe. Ayrıca bu projenin en güzel taraflardan biri de kuşakların birbirinden öğrenmesi. Gençler ustalardan öğrenirken, ustaların da genç müzisyenlerin enerjisinden ve bakış açısından beslenebileceğine inanıyorum.

Türkiye’de çok yetenekli gençlerimiz var, her geçen yıl bu sayı daha da artıyor. Ancak iyi bir müzisyen olmanın yalnızca teknik olarak iyi çalmakla tamamlanamayacağını düşünüyorum. Gençlerin kendilerini geliştirebilecekleri nitelikli eğitim ortamlarına, sahne deneyimine ve uluslararası çevrelerle bağlantı kurabilecekleri fırsatlara ihtiyaçları var.

‘Festivalin Genç Yıldızları’ projesinin benim için önemi de tam olarak bundan geliyor. Bir gencin dünyaca tanınmış sanatçılarla aynı sahneyi paylaşması, yalnızca özgeçmişine eklenecek bir detay değil. Kendisine olan güvenini, sahne üzerindeki yaklaşımını ve geleceğe dair hayallerini de değiştirebilecek çok önemli bir tecrübe olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu vesileyle sanatseverler geleceğin yıldızlarını kariyerlerinin en başında keşfetme fırsatını da bulacak.

Seyirciler veya dinleyiciler bu altı yılda festivalle nasıl bağ kurdu? Tepkiler nasıl?

Altı yılın sonunda festivalin artık yalnızca konserlerden oluşan bir etkinlik olmadığını, kendi dinleyicisini oluşturduğunu hissediyorum. Her yıl bizi takip eden, programı merak eden, yeni sanatçıları bizim aracılığımızla keşfeden bir dinleyici kitlesi oluştu ve sayısı gittikçe artıyor. Bence bir festival için bundan daha kıymetli bir şey yok.

Özellikle her yıl özenle oluşturduğumuz farklı programlarla ilgili çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Ayrıca düzenlemiş olduğumuz söyleşi serileri ile de dinleyiciler ve sanatçılar arasındaki sınırları kaldırarak samimi bir ortama ev sahipliği yapıyoruz. ‘Dostluğun müziği’ olarak bilinen oda müziğinin sanatçılar arasında oluşturduğu iletişim ve enerji dinleyiciye de geçiyor.

Altı yılın sonunda insanların aylar önceden “Festival ne zaman başlıyor? Program nedir?” diye sormaya başlaması, programı takip etmesi, gençlerin masterclass’lara farklı şehirlerden ve ülkelerden başvurması bizim için çok güçlü bir gösterge.

‘Mesele yalnızca daha fazla konser yapmak değil’

İstanbul’da ve hatta Türkiye özelinde böyle müzik festivallerine, müziğe alan açan etkinliklere ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?

Müzik, bir toplumun kendisi ve dünyayla kurduğu ilişkinin çok önemli bir parçası. Dolayısıyla farklı müziklerin, farklı sanatçıların ve farklı kuşakların bir araya gelebileceği alanları çoğaltmamız gerekiyor. İstanbul gibi kültürel çeşitliliği ve tarihi bu kadar güçlü bir şehirde bunun için çok büyük bir potansiyel var. Ancak bu sadece büyük şehirler özelinde değil, Türkiye’nin farklı şehirlerindeki dinleyicilerin de dünya standartlarında sanatçılarla buluşabileceği projelerin çoğalmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Mesele yalnızca daha fazla konser yapmak değil; sanatçıya, genç müzisyene ve dinleyiciye bir araya gelebilecekleri alanlar yaratmak. Daha fazla ücretsiz veya ulaşılabilir konser, eğitim programı, çocuk etkinliği ve gençlere yönelik proje yapılması da insanların ilgisini artıracaktır.

Biz festivalde bunu mümkün olduğunca bütünlüklü yapmaya çalışıyoruz: uluslararası konserler, genç sanatçılar, ücretsiz masterclass programları ve söyleşiler aynı yapının parçaları. Bence bugün özellikle gençlerin müzikle ve sanatla doğrudan temas edebileceği alanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Çünkü bir konser bazen yalnızca iki saatlik bir etkinlik değildir; bir gencin hayatında yeni bir yönün, bir dostluğun, hatta bir mesleki hayalin başlangıcı olabilir.

Festival programı:

Konserler

  • 6 Eylül Pazar 20.00: Yıldızlarla Açılış Konseri: Fedor Rudin & Alexandra Soumm (keman), Máté Szűcs (viyola), Lydia Shelley (viyolonsel), Julien Libeer (piyano)
  • 9 Eylül Çarşamba 20.00: sa.ne.na
  • 11 Eylül Cuma 20.00: Festival Buluşması: Emmanuel Coppey & Katerina Chatzinikolau (keman), Razvan Popovici & Ali Başeğmezler (viyola), Marc Coppey & Nil Kocamangil (viyolonsel)
  • 15 Eylül Salı 20.00: Anatolian Clarinet Connection
  • 19 Eylül Cumartesi 20.00: Festivalin Genç Yıldızları ve Ustalar
  • 24 Eylül Perşembe 20.00: Kapanış Konseri: Alliage Quintett

Off The Record Söyleşileri (Moderatör: Nil Kocamangil)

  • 6 Eylül Pazar 18.30: Fedor Rudin, Alexandra Soumm, Máté Szűcs, Lydia Shelley, Julien Libeer
  • 15 Eylül Salı 18.30: Anatolian Clarinet Connection
  • 19 Eylül Cumartesi 18.30: Festivalin Genç Yıldızları (Deniz Yakın, Beliz Güney, Çağatay Yurt), Miguel Da Silva, Caspar Frantz

İlham Veren Buluşmalar Söyleşi Serisi

  • 7 Eylül Pazartesi 15.30: Prof. Carolin Widmann
  • 9 Eylül Çarşamba 12.15: Prof. Marc Coppey
  • 10 Eylül Çarşamba 12.15: Prof. Razvan Popovici

Masterclass programları

  • 6-8 Eylül: Keman Masterclass Programı-Prof. Carolin Widmann
  • 8-12 Eylül: Viyolonsel Masterclass Programı-Prof. Marc Coppey
  • 9-13 Eylül: Viyola Masterclass Programı-Prof. Razvan Popovici
  • 8 Eylül Salı 17.00: Keman Masterclass Programı Kapanış Konseri
  • 12 Eylül Cumartesi 13.00: Viyolonsel Masterclass Programı Kapanış Konseri
  • 13 Eylül Pazar 14.00: Viyola Masterclass Programı Kapanış Konseri

Konser biletlerine Biletix’ten ulaşılabilir.