Sedat Bozkurt: Öcalan verdi PKK'yı, aldı DEM'i

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Öcalan verdi PKK’yı, aldı DEM’i

DEM Parti bugün (6 Eylül) Siyasi Partiler Yasası’ndan kaynaklanan mecburiyet nedeniyle 5’inci kurultayını topluyor. Sadece delegelerin katılacağı bu kurultayda prosedür yerine getirilecek. Mevcut yönetim aynen oylanarak yoluna devam edecek.

Aslında DEM’in bu kurultayı hayli önemliydi. Takvim yetişseydi, Abdullah Öcalan’ın partisine bu kurultayda start verilecekti. Ama yetişmedi. Çok anlam yüklenen kurultay 2027 yılının mart ayında toplanacak. Sürece ilişkin yasal düzenlemeler ve uygulamalar o zamana kadar gerçekleşirse, yurt dışından gelen ve cezaevinden çıkan isimlerin de yer alacağı parti yönetimi o kurultayda gerçekleştirilecek. Yurtdışından gelerek parti yönetiminde yer alacak isimler arasında Osman Baydemir’in de adı geçiyor. Selahattin Demirtaş’ın böyle bir parti yönetiminde yer alıp almayacağı ise belirsiz. Öcalan partisinde Demirtaş için genel başkanlık düşünülmüyor. Eş kadın genel başkan belli: Pervin Buldan.

Öcalan’ın partisini ilk olarak Kısa Dalga’da “Öcalan partisi yolda” başlığıyla 1 yıl önce okumuştunuz. Artık bu hayata geçiyor. Partinin programı bizzat Öcalan tarafından yazılıyor; tüzükte değişiklik olmayacak. Mart ayındaki kurultayda sadece yönetimi değil, DEM’in adı da değişecek. Demokratik Cumhuriyet Partisi olma ihtimali yüksek. Parti yönetimini de bizzat Öcalan belirleyecek. Öcalan partisiyle birlikte Türk siyaseti bir kez daha “uzaktan” parti yönetimine tanıklık edecek. Süleyman Demirel’in ve Necmettin Erbakan’ın siyasi yasaklı olduğu dönemlerde partilerini uzaktan yönettikleri siyasi tarihimizde yer alıyor. Ama ilk kez hapishaneden parti yönetilmesine tanıklık edeceğiz. Öcalan, sekretaryasıyla sadece süreci değil, partiyi de yönetecek.

(Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden müdahalelerinden söz edebiliriz ama CHP ya da Yeni Parti’yi yönettiği tezi çok iddialı olur. O nedenle Öcalan ilk olacak. Bir başka tarihsel örnek: Osman Bölükbaşı cezaevine genel başkan olarak girmiş, milletvekili olarak çıkmıştı. Genel başkandı yani cezaevindeyken.)

Bu mesele aslında DEM Parti içinde çok sıkıntılı. Bunun gerçekleşme ihtimali somut bir biçimde ortaya çıkınca, DEM Parti’nin bileşenleri arasında yer alan sol-sosyalist parti ve oluşumlar, parti çatısı altından ayrılmayı düşünüyor. Yani Öcalan’ın partisi, her ne kadar kendisini solda tarif etse de, solda ittifak kurduğu partilerden de soldan da uzaklaşacak.

Demirtaş’ın serbest kaldıktan sonra aktif siyasete girip girmeyeceği tartışmalı. Öcalan’ın ya da onun partisinin karşısında yer alması mümkün görünmüyor. Bunun muhtelif nedenleri var. Ama Kürt siyasetinin en önemli figürünün evinde oturacağını beklemek de akıllıca değil. Demirtaş herhangi bir pozisyon alsa da almasa da Kürt siyasetinde Öcalan partisinden sonra bir bölünme kaçınılmaz. Çünkü Öcalan kontrolündeki parti, TBMM çatısı altında Cumhur İttifakı ile en azından sayısal çoğunluğa ihtiyaç duyulan erken seçim konusunda kısa vadede, olası bir anayasa değişikliğinde ise uzun vadede iş birliği yapacak gibi duruyor.

Seçimlerde de ilk turda güçlü bir aday çıkararak muhalefetin adaylarına ciddi bir rakip olurken, 2’nci turda doğrudan olmasa bile Erdoğan’a destek vermeleri hiç kimse için sürpriz olmayacaktır. DEM’deki görüş ayrılığının net olarak ortaya çıkacağı yer de burası. DEM seçmenini bu anlamda ikna etmek, hele bugün bile yaşanan hukuksuzluklara bakıldığında hiç de kolay değil. Öcalan’ın da üstesinden gelemeyeceği bir mesele bu.

Sonuçta mesele Kürt siyasetinde de ciddi bir bölünmeye gidildiğini ortaya koyuyor. Daha önce MHP, sonra SP, ardından CHP, şimdi de Kürt siyaseti, yani DEM Parti bölünüyor. Her bölünmede Erdoğan bir kez daha seçilmeyi hemen hemen garantiliyor.

DEM Parti üzerinden, bizzat Öcalan’ın açıklamalarıyla başlayan ve yaşanan Alevilik tartışmaları da bu ayrışmanın ciddiyetini gözler önüne seriyor. Geniş kitlelere hitap eden bir parti yerine, Öcalan’ın kontrolünde “daha çok kimlikçi ve ciddi bir baraj sorunu olan bir parti mi?” sorusu akıllara doğal olarak geliyor. Baraj sorunu yaşayan bir DEM Parti, barajı geçemezse, bu durum, dolaylı olarak Cumhur İttifakı’nın anayasayı değiştirme sayısına ulaşmasına da olanak sağlayacak demektir. Bu gerçekleşirse bunun adı “dolaylı destek” olarak da konulur.

Acayip işler yaşanıyor…

Sedat Bozkurt’un yazısı