Türkiye’de siyaset dili hiç olmadığı kadar sert. Televizyon ekranlarında sürekli “beka”, “ihanet”, “vesayet”, “demokrasi mücadelesi”, “otoriterleşme”, “tek adam rejimi”, “milli irade” gibi çok ağır kavramlar dolaşıyor. Fakat perde arkasındaki trafik bazen bu söylemlerin sertliğiyle hiç uyuşmuyor.
Demek ki siyaset sahnesindeki en büyük kutuplaşma, seçmenin zihninde yaşanıyor olabilir.
Çünkü taban hâlâ karşı tarafı “varoluşsal tehdit” olarak görmeye teşvik edilirken, siyaset profesyonelleri arasında çok daha esnek bir ilişki biçimi kurulabiliyor. Bu yüzden artık parti değiştiren siyasetçilerin açıklamalarını okumak ayrı bir mizah alanına dönüştü. Hepsi neredeyse aynı cümleleri kuruyor:
“Ülkemize daha iyi hizmet edebilmek için…”
“Gergin siyasetten uzak durmak adına…”
“Birleştirici bir anlayışla…”
“Türkiye’nin geleceği için…”
Sanki ortada yıllarca söylenen sözler, yapılan suçlamalar, kurulan sert cümleler hiç yaşanmamış gibi.
Belki de bundan sonra siyasete gerçekten transfer sezonu mantığıyla bakmak gerekir. Televizyonlarda “son dakika” bantları geçebilir:
“AKP, CHP’den sürpriz bir ismi kadrosuna kattı.”
“Yeni transferin hafta sonu yapılacak kongrede sahaya çıkması bekleniyor.”