İlke Atik Taşkıran: Yasağın çocukları sosyal medyadan uzaklaştırmak yerine denetimsiz alanlara iteceği öngörülüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye, 15 yaş altına sosyal medya yasağı getiren ülkeler kervanına katılıyor. Amaç açık; çocukları dijital tehlikelerden korumak. Ancak tarih bize defalarca gösterdi ki; iyi niyet, doğru politika anlamına gelmiyor.

Bugün dünyanın farklı ülkelerinde uygulanan benzer yasalar, bu yaklaşımın çocukları korumaktan çok, sorunu biçim değiştirerek derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

Avustralya bu politikanın en somut laboratuvarı oldu. Aralık 2025’te 16 yaş altına sosyal medya yasağı yürürlüğe girdiğinde, devlet sert yaptırımlar ve milyonlarca dolarlık cezalarla süreci destekledi. Ancak yasa devreye girer girmez gençler TikTok’ta yasağı nasıl aştıklarını anlatan videolar paylaşmaya başladı.

Türkiye için yapılan tahminler de farklı değil. Yaklaşık 5 milyon 15 yaş altı kullanıcının yalnızca küçük bir kısmının platformları terk edeceği öngörülüyor. Geri kalan milyonlarca çocuk ise sahte doğum tarihleri, alternatif hesaplar ve VPN araçlarıyla sistemin etrafından dolaşmaya devam edecek.

Ancak asıl kırılma noktası burada değil. Yasağın çocukları sosyal medyadan uzaklaştırmak yerine onları daha karanlık ve denetimsiz alanlara iteceği öngörülüyor. UNICEF’in uyarısı bu açıdan son derece net. Çocuklar sosyal medyayı bırakmıyor, sadece daha az düzenlenen platformlara kayıyor.

Instagram’dan çıkan bir kullanıcı, kendini çok daha az denetlenen Discord sunucularında, Telegram gruplarında ya da anonim forumlarda buluyor. Görünürlük azalırken risk artıyor.

Bu durum yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda pedagojik bir kırılma yaratıyor. Yasaklanan çocuk, platformu bilinçli kullanmayı öğrenmek yerine yasağı aşmayı öğreniyor. Brookings Enstitüsü’nün raporlarında da vurgulandığı gibi bu yaklaşım, gençlerin dijital okuryazarlık geliştirme fırsatını ortadan kaldırıyor.

İlke Atik Taşkıran’ın yazısı