Ülkede, “çakarlı koruma kararı” verilmesiyle eş değer, topluma karşı “güç statüsü”nü gösteren diğer bürokratik işlemin adı “can güvenliği sebebiyle taşıma silah ruhsatı” sahibi olmaktır.
Silah taşıma hakkı verilen kamu personelinin dışında kimlerin, hangi koşullarda “can güvenliği nedeniyle taşıma silah ruhsatı”na sahip olabileceklerinin şartları yürürlükteki mevzuata göre belli.
Tabii ülke Türkiye olunca, zaman içinde il valilerinin “can güvenliğinden silah taşıma ruhsatı” vermesi uygulaması kaçınılmaz olarak şekil değiştirdi.
“Valiliklerden silah taşıma ruhsatı alanlardan kaçının gerçekten can güvenliği riski var?” Konuşulması ve tartışılması en başta gereken soru budur!
İkinci soru; “Silah taşıma ruhsatı verilmesi amacıyla il valilerine kimler veya hangi siyasiler, kimler için ve ne karşılığında ‘ricacı’ ve ‘torpil’ oluyor?”
Bu sorunun yanıtı da gerçekleştirilen işlemlerde “istismar” boyutunun olup olmadığını gün ışığına çıkartır.
Özellikle son dönemde valilerin verdikleri silah taşıma ruhsatı onaylarıyla ilgili ciddi iddialar gündeme geldi maalesef.
Bazı valilerin, siyasi ve bürokratik baskılar sonucunda verilen silah taşıma ruhsatları olduğu gibi tam tersi kimi valilerin makamını kullanıp “hediye” misali akıllarına silah ruhsatı almak gelmeyen kentin ileri gelenlerine silah ruhsatı teklif ettikleri biliniyor.
Mesela Ankara ve İstanbul’dan silah taşıma ruhsatı almak diğer kentlere göre epeyce zor. Her iki kentin valisi kolay onay vermiyor. Bu sebeple, İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar, silah ruhsatlarını çoğunlukla diğer kentlerden edinme yoluna gidiyorlar.