• 9 SORUDA
  • DİKEN ÖZEL
  • GÜNÜN 11’i
  • DİKENLİK
  • AKŞAM POSTASI
  • VPN HABER
  • ENGLISH

Diken

Yaramazlara biraz batar!

  • VİTRİN
  • AKTÜEL
  • ANALİZ
  • DÜNYA
  • MEDYA
  • SANAT
  • KEYİF
  • AGORA

Yarım yamalak ve ağır yaralı bir demokrasi

30/12/2016 20:15

 

MUSTAFA ALP DAĞISTANLI

[email protected]

İçeri atılmış yazarlar için yazdığım yazının yayınlandığı günün ertesinde Ahmet Şık’ın da gözaltına alınması, açık yaraya kama sokmak oldu benim için. Fakat öldürülen ve hapsedilen arkadaşları için yazı yazma konusunda bu ülkenin gazetecilerinin ve yazarlarının eline su dökmenin zor olduğunu biliyoruz.

Reklam

Dünyada ve Türkiye’de feci şeyler oluyor. Bu feci şeyleri anlamaya ve anlayabildiğimiz kadarını anlatmaya çalışıyoruz. Ama kendi kendimize konuşuyoruz sanki. Peki, bu tamamen bizim beceriksizliğimiz mi acaba? İsmet Özel’in şiirinde dediği gibi, “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.” (Şiiri okumayı ihmal etmeyin)

Fakat içinde bulunduğumuz durum şiire hakaret ve fakat belki de ancak şiirle aşabileceğimiz bir kördüğüm; şiire itibar ederek, şiirin çağırdığı yere dikkat kesilerek üstesinden gelebileceğimiz bir açmaz. Hadi ben sağırım, öbürüne sağır olduğunu düşünen hiç öbür yok mu acaba?

Reklam

Bunca zaman ve badire sonra hiç olmazsa ifade özgürlüğü konusunda bir toplumsal mutabakata varmış olmalıydık, olabilirdik. Eğer olsaydık, sırf bu bile demokrasiyi koruma bakımından tankların önüne çıkmaktan çok daha büyük, çok daha sağlam, çok daha güvenilir bir adım, bir aşama olurdu. Fakat bırakın toplumu, gazeteciler, yazarlar arasında bile böyle bir özgürlük mutabakatı yok.

Ahmet Şık’ın gözaltına alınmasının, dün haklarında tahliye kararı verilen Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın dört aydır hapis, Kadri Gürsel ve Musa Kart gibi gazetecilerin hala tutuklu olmasının ne dehşetli bir adaletsizlik yarattığını ve bugünü bırakın, geleceği bile zehirlediğini ve bu haksızlığa isyan etmeyenleri nasıl çürümüşlüğe sürüklediğini anlatmak için dil dökmek gerekmezdi, gerekmemeliydi. Ama ülkemiz sadece son zamanlarda karakış getiren alçak basıncın değil, uzun süredir alçak demokrasinin ve onun borazanı alçak basının etkisi altında.

Ahmet Şık uğradığı haksızlıklarla da tarihe geçmiş biri; tanıtmama gerek yok. Ama Ahmet benim yakın arkadaşlarımdan biri. Birkaç yerde beraber çalıştım onunla. Neye nasıl heyecanlandığını, neye nasıl öfkelendiğini, neye nasıl sevindiğini, nasıl güzel sevdiğini, ne kadar dürüst olduğunu, neyi savunacağını ve neyi savunmayacağını gayet iyi bildiğim biri Ahmet.

Ama Ahmet’i savunma işini kendisine ve avukatlarına bırakacağım; yargıyla onlar boğuşacak. Ben, Ahmet’in savunulacak bir şeyi olmadığını, hakkındaki suçlamaların, biri hariç, suçlama değil, bir gerçeğin tespiti olduğunu söyleyeceğim.

AA’nın haberine göre, Ahmet şunlarla suçlanıyormuş: ‘Türkiye cumhuriyetini, yargı organlarını, askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılama’ ve ‘terör örgütü propagandası yapma.’

Bu ‘terör’ saçmalığını geçiyorum, çünkü bu, hükümetin istediği istikamette uçmayan göçmen kuşları bile suçlayıp kafese koymanın ve Kürt olmadığı halde ‘Kürt realitesi’ne kulak kabartanları bile yıldırmanın zeka pırıltıları saçan bir yöntemi olarak kullanılıyor.

Gelelim öbür suçlamalara. Her devlet aşağılanabilir ve her devlet aşağılanmayı hak ediyordur. Birkaç küçük ülkeye haksızlık ediyorum belki ama bu sözler yüzünden kimseye gadretmeyecekleri için bu konuda haksızlığa uğrayabilecek konumdalar zaten.

Türkiye Cumhuriyeti’ne gelirsek… Fena halde aşağılanmayı hak eden bir durumda olduğunu kimsenin saygınlığını korumayı sürdürerek inkar edebileceğini sanmam.

Kız çocuklarına tecavüz eden bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Kimi zaman bütün bir kasaba veya köyün erkekleri yapıyor bunu ve saygın yurttaşlar olarak normal hayatlarına devam ediyorlar.

Erkek çocuklarına da tecavüz eden bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Üstelik, mesela devlet korumasında olan ‘ıslahevleri’ndekilere ve Çocuk Esirgeme Kurumu’ndakilere de.

Çocuklarımızı yurtlarda, Kuran kurslarında topluca yakan, öldüren bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Ve bazı tecavüz vakalarında olduğu gibi, bu toplu ölüm vakalarında da sorumlu cemaatlere toz kondurmamak için her tür numarayı çeken bir devlet (Çocuklarımızı sorgusuz sualsiz cemaatlere emanet etme alçaklığını da not edelim).

Kadınlarını öldüren öldüren, terk eden sevgilisini de, erkekliğine sığdıramayıp öldüren, kadınlara tecavüz eden bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Onları tecavüzcüleriyle evlendirecek yasadan vazgeçilmesine şükreden bir ülke.

Aleviler cemevlerinin ibadet yeri sayılmasını istiyor, artık kurumuş bin dereden su getirmeye çalışan bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Kürtler bir dertleri olduğunu söylüyor, “Benim Kürt kardeşlerimin bir sorunu yoook. Kürt sorunu yoktur” diyen ve 30 sene (daha geriye şimdi gitmeyelim) üstüne hala öldürerek bu olmayan sorunu bitireceğini düşüren bir devlet mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Suriye’de terör saçan radikal İslamcı örgütleri ABD, Suudi Arabistan ve Katar’la işbirliği halinde oluşturup besleyip palazlandırırp (valla ben demiyorum, gazeteleri geçtim, neredeyse artık ansiklopedilere girmiş bir bilgi bu), o terörün ülke içindeki patlamalarını da yaşadıktan sonra aniden ve yüzsüzce ‘Nereden çıktı bunlar’ edasıyla aynı örgütlere savaş açan ve ve çıkmasına yardım ettiği bu savaşta gencecik insanlarımızın ölümüne yol açan bir devlet mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Güzelim Karadeniz kıyılarını otoyol yaptığı yetmiyormuş gibi, yaylaları da turizmle katletmek için yöre halkıyla savaşan bir devlet mi aşağılanmayı hak etmiyor? Madenlerle, taş ocaklarıyla ‘bu cennet vatan’ın canını çıkarıyoruz; para uğruna…

Her yıl iş cinayetlerinde binlerce insanı öldüren bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Devletin gözaltında kaybettiği, faili meçhul cinayetlerde katlettiği insanların yakınlarının yakarışına bile kulak tıkayan bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Eğitimdeki sefil durumun uluslararası araştırmalarla da ortaya serildiği bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Daha fazla örnekle uzatmayayım, hepimiz bu ülkenin hiç de övünülemeyecek durumda olduğunu, aşağılanmayı hak ettiğini biliyoruz. Zaten siyasi görüş fark etmeksizin hepimiz her gün şurasından burasından bu ülkeyi trafikte, kahvede, işyerinde, tarlada aşağılayıp bu ülkeye küfredip duruyoruz.

15 Temmuz’da darbeyi yapmaya kalkışan bu ülkenin askeriydi. Daha önceki darbeleri de onlar yaptı. Roboski katliamını da asker yaptı. Layıkıyla bir soruşturma yürütmediğiniz için başka sorumlular olup olmadığını bilemiyoruz.

Emniyet teşkilatıyla emniyette olmadığımızı tarihimizden biliyoruz biz, ama şu son yıllarda da iyice idrak ettik. Kürt illerinde emniyet elemanlarının duvarlara yazıp çizdiği ırkçılıkları da aleme sergilediler. Barışçıl Gezi protestolarında da mesela. Ethem Sarısülük’ü öldüren emniyet teşkilatı aşağılanmayı hak etmiyor mu?

Peki ya Ethem Sarısülük’ü öldüren polise ödül gibi ceza veren yargı aşağılanmayı hak etmiyor mu? Bana bu yazıyı yazdıran şey de yargının aşağılanmaya layık olduğunun gerekçelerinden biri zaten. Ve aşağılanması istenmeyen bu Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, aşağılanması istenmeyen bu yargıyı, kararına saygı duymadığını ilan ederek fena halde aşağılamıştı zaten. Siyasi iktidarın maşası haline getirilmiş bir yargı aşağılanmaktan başka neyi hak edebilir ki?

Bir de şu iddia var Ahmet’le ilgili: “Bir gizli tanık ifade vermiş, Ahmet Şık’a ‘İmamın Ordusu’ kitabını FETÖ yazdırmış.”

Fetullah Cemaati’ne en büyük savaşı açanlardan ve gadrine uğrayanlardan biri olması bu iddiayı gerizekalıca bir saçmalık kılmaya yeter. Ahmet’i Cemaat yargılarken de kitabını birilerinin yazdırdığını iddia ediyordu.

Ama ben şunu biliyorum: Ahmet’e hiç kimse hiçbir şey yazdıramaz, bir tweet bile. Ahmet’e bir şey yazdırmak mümkün olsaydı, editör olarak, son kitabını biraz daha kısa yazdırmayı kesin becerirdim.

Yazarları, gazetecileri, itiraz edenleri içeri tıkmak, susturmaya çalışmak yarım yamalak ve ağır yaralı demokrasiye kama sokmaktır, bu ülkeyi sırtından hançerlemektir. Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılamak, aşağılık duruma düşürmek, aşağılanmasına yol açmaktır. Bu ülkenin aşağılık bir durumda olduğunu söyleyip uyaranları hapsederek, söylenmesini yasaklayarak aşağılık durumdan ve aşağılanmaktan kurtulmak mümkün değil.

Kurtulmak için ilk adım, ifade özgürlüğüdür. Ahmet’i ve diğerlerini salıvererek, haklarındaki soruşturma ve davaları çöpe atarak başlayın.

Yoksa aşağılanmaktan kurtulamayacak bu ülke.

Filed Under: Agora

Tüm yazılar: Mustafa Dağıstanlı

SON HABERLER

Oyuncu Deniz Çakır’a ‘düşmanlığa tahrik’ten verilen takipsizlik kaldırıldı

Oyuncu Deniz Çakır hakkında başörtülülere hakaret ettiği iddiasıyla yürütülen soruşturmada verilen takipsizlik kararı kaldırıldı.

TÜİK: Okumayanlar daha mutlu, mutsuzluk arttı ama insanlar umutlu

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nın 2018 yılı sonuçlarına göre mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı geçtiğimiz yıla göre yüzde 58’den yüzde 53,4’e düştü.

‘Cumhur’da dans atışması: Sen eğlenirken kan ağlayan esnaf için çalışıyorduk

Karabük’ün MHP’li adayı Rafet Vergili ile AKP’li adayı Burhanettin Uysal’ın sosyal medya üzerinden atışmaları devam ediyor. Vergili son olarak AKP’li adaya “Sen dans gösterileri izleyip eğlenirken biz esnaf çadırında kan ağlayan esnafımıza destek olmaya çalışıyorduk” dedi.

Avrupa’dan Gezi iddianamesine eleştiri: Korku iklimi yaratıyor

Avrupa Dış İlişkiler Servisi (EEAS), Osman Kavala ve 15 kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen iddianamenin Türk hukuk sisteminin uluslararası ve Avrupa standartlara uyumuna ilişkin ciddi soruları gündeme getirdiği vurgulandı.

‘İstismar’dan 37 yıl istenen öğretmen, yargılama bitmeden başka okula atandı

Erzurum’da bir lisenin müdür yardımcısı hakkında, 16 yaşındaki kız öğrenciyi istismar ettiği suçlamasıyla 37 buçuk yıla kadar hapis cezası istendi. Sanık aleyhine bir raporun da bulunduğu yargılama sürerken, müdür yardımcısının başka bir okulda öğretmen olarak görevlendirildiği ortaya çıktı.

Korkmayın! Yapabiliriz
Değerli Ayşenur Arslan ve diğer değerli basın mensuplarına mektup…

DİKEN’İ TAKİP EDİN…

  • Facebook
  • Google+
  • Pinterest
  • Twitter
  • Vimeo
  • YouTube

Osman Kavala 479 gündür tutuklu

AGORA

Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…

Levent Gültekin

İstibdat normalleşiyor, Cumhuriyetçiler cezaevine giriyor

Kemal Göktaş

Peter Pan kuşağından yeni sosyalizm talebi

Elçin Poyrazlar

Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?

Murat Sevinç

Popülizmde yeni bir eşik: Patlıcanla ters köşe

Banu Güven

Kuyruktakiler

Murat Sevinç

Mankafalar için kadınları anlama kursu

Elçin Poyrazlar

BTK artık müstehcen sitelere erişimi engelleyemeyecek

Yaman Akdeniz

GÜNÜN 11’İ

Ahmet Kekeç: Saadet İdris Naim Şahin’in hangi ‘hususiyetlerini’ öne çıkaracak?

Batuhan Çolak: Bölge adliye mahkemelerine çok önemli bir yetki tanımlanıyor

Elif Çakır: Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü kınadığımı belirtmek isterim

Emre Kongar: Demokrasi de böyle yürümez, adalet de böyle sağlanmaz

Kerem Alkin: Pahalı dövizle kala kalmış grup ‘çok pişman’

Mehmet Demirkol: Fenerbahçe kadrosunun en az yarısını değiştirmek zorunda

Deniz Zeyrek: Katar’a da söyleyecek bir çift lafımız olmalı

Selva Demiralp: Yüksek faiz politikası devam etmeli

İhsan Çaralan: ‘Cumhur ittifakı’nın en önemli silahı siyasi gerilimi yüksek tutmak

Hüsnü Mahalli: Payidar olacaktı şimdi artık Türkiye’nin bekasını konuşuyoruz

Yalçın Bayer: ‘Nepotizm’ CHP’ye yakışmıyor

BİR SAYI

91 bin 93

Beyan ettiği yerleşim yerinde oturmadığı belirlenip seçmen kaldı dondurulan kişi sayısı

Tarihe ‘sıradan’ bir bakış: ‘Bir Alman’ın Hikâyesi’

Ne okusak: Dört kitap önerisi

Ufak Yangınlar’ın yazarı Celeste NG: Gerçek hayatın hep ilgi çeken hikayeleri yok

Kısa kısa: Haftanın kültür sanat haberleri

Ne izlesek: Dört film önerisi

Saadet’in Küçükçekmece adayı gecelere aktı!

300 milyon kilometre mesafe kat etti: Japon uzay aracı göktaşına indi

Rapor: Türkiye kariyere başlamak için ‘en iyi’ ikinci ülke

Çift rahmi vardı: Hamile olduğundan habersiz kadın girdiği komadan anne olarak uyandı

  • VİTRİN
  • AKTÜEL
  • ANALİZ
  • DÜNYA
  • MEDYA
  • SANAT
  • KEYİF
  • AGORA
  • AGORA
  • DİKEN’E TAKILANLAR
  • BİRİNCİ SAYFALAR
  • GÜNÜN 11’i
  • AKŞAM POSTASI
  • BU GAZETE…
  • KÜNYE
  • İLETİŞİM
  • Email
  • Facebook
  • Google+
  • Pinterest
  • RSS
  • Twitter
  • Vimeo
  • YouTube
Diken 'Yılın Internet Gazetesi' ödülünü kazandı...

"Genç gazeteci arkadaşlarıma! Bu meslek yorucu bir meslektir. Ama, insan büyük bir zevkle çalışır. Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma." Sedat Simavi