İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson şunları söyledi: “Önerilen anayasa değişiklikleriyle yetkiler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’da toplanıyor ve yürütmenin üzerindeki, zaten zayıf olan denge ve denetleme sistemleri daha da güçsüzleştiriliyor. Meclis hukukun üstünlüğü ilkesinin içini boşaltacak ve ülke demokrasisinin altını oyacak bu anayasa değişikliklerini reddetmelidir.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü bu kadar kapsamlı bir değişiklik için bundan daha kötü bir zamanlama seçilemeyeceğini belirtirken, darbe girişiminin ardından ülkenin zaten olağanüstü hal kararnameleriyle yönetildiğini vurguladı.

Örgüt, teklifin en sorunlu unsurları olarak tanımladığı bölümleri madde madde sıraladı.

Cumhurbaşkanının yetkilerinin artması

* “Cumhurbaşkanı, yeni oluşturulan bir makam olan cumhurbaşkanı yardımcılarının yanısıra  tüm bakanları ve üst düzey kamu yöneticilerini atama ve görevlerine son verme yetkisine sahip olacak. Ayrıca bu atamaların nasıl yapılacağını ve teşkilat yapılarını düzenleyen kararnameler çıkarabilecek. Başbakanlık makamı kaldırılıyor.

* Cumhurbaşkanı, ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yürütme yetkisine ilişkin konular’ da dahil olmak üzere, kararnameler yoluyla yasa koyabilecek. Ayrıca ‘milli güvenlik politikalarını belirleme ve gerekli tedbirleri alma’  ve ‘ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verme’ yetkisine de sahip olacak. Her ne kadar temel haklar cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemese de, cumhurbaşkanına tanınan yetkilerin kapsamının genişliği ve muğlaklığıyla Meclis ve yargı denetiminin zayıflatılması bu teminatı ciddi oranda zayıflatacaktır.

* Cumhurbaşkanı altı ayı geçmemek kaydıyla olağanüstü hâl ilan edebilecek, Meclis’i feshedebilecek ve seçimleri yenileyebilecek. Cumhurbaşkanı ayrıca Meclis’in gönderdiği kanunlar üzerinde daha geniş veto yetkisine de sahip olacak.

Meclisin zayıflaması

* Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıksa da Meclis cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardan oluşan yürütme üzerindeki denetim yetkisini kaybedecek. Meclis hükümet ve başbakan hakkında gensoru önergesi verme hakkını kaybedeceği gibi, milletvekilleri sadece cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı soru önergesi verebilecek; cumhurbaşkanına yazılı soru önergesi verilemeyecek.

* Meclis kanun yapma yetkisini haiz olmayı sürdürecek, ancak cumhurbaşkanının Meclis tarafından yapılan kanunlar üzerindeki veto yetkisi artacak.

* Meclis cumhurbaşkanı tarafından sunulan bütçe teklifini onaylamasa dahi, önceki yılın bütçesi değerleme oranına göre artırılarak cumhurbaşkanının yine de bütçesiz kalmaması sağlanacak.

Cumhurbaşkanı ile Meclis’te bulunan siyasi partiler arasındaki biçimsel ayrılığın sona ermesi

* Halen yürürlükte olan cumhurbaşkanının üye olduğu siyasi partiyle ilişkisini kesmesi şartı kaldırılarak, cumhurbaşkanının Meclisteki çoğunluk partisinin başkanı olmasının yolu açılacak. Cumhurbaşkanının Meclis’te grubu bulunan bir partinin kontrolunu biçimsel olarak elinde bulundurmasına imkan vermek, yürütme ve yasama erkleri arasındaki ayrılığı zayıflatacaktır.

 * Meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün yapılmasını düzenleyen madde, cumhurbaşkanı adaylarının bir partiyle güçlü bir ittifak yapmasına yol açacak ve erkler ayrılığı ilkesini daha da zayıflatacaktır.

Yürütmenin yargıdaki atamalar üzerindeki denetiminin artması

* Cumhurbaşkanının Meclis’teki parti politikasında rol sahibi olması yürütmenin yargıdaki atamalar üzerindeki kontrolünü artırarak yargının bağımsızlığını ve yürütme üzerindeki denetim rolünü daha da zayıflatacaktır. Avrupa Konseyi’nin anayasa konularındaki en önemli danışma grubu olan Venedik Komisyonu yargının yürütme üzerindeki denetimini hukukun üstünlüğünün temel kriteri olarak tanımlar.

* Cumhurbaşkanının hem cumhurbaşkanı sıfatıyla, hem de Meclis’teki parti politikalarında baskın bir güç olarak sahip olacağı ikili rol, ona yargıdaki atamaları hem cumhurbaşkanlık makamından hem de Meclis’ten kontrol etme imkanı verecek. Üye sayısı 22’den 13’e düşürülen Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerinin yarısını doğrudan cumhurbaşkanı atarken, diğer yarısı da Meclis tarafından atanacak. Cumhurbaşkanının Meclis’teki konumu göz önüne alındığında, yargıdaki tüm atamalarda temel rol oynayan bu kurulun bütün üyelerinin seçilmesinin kontrolünün cumhurbaşkanında olacağı anlaşılıyor. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasıyla ilgili olarak da, cumhurbaşkanı dört üyeyi doğrudan atama yetkisine sahip olacak. Üst mahkemeler, Yükseköğretim Kurulu ve Meclis üzerindeki gücü sayesinde de, mahkemenin diğer 11 üyesinin seçilmesinde dolaylı yetkisi olacak.

* Böyle bir bağlamda, yargının bağımsız olabileceği ve yürütme üzerinde etkin bir denetleme aracı olabilmesi veya olmak istemesi ihtimali çok düşük. Örneğin, cumhurbaşkanı tarafından kontrol edilen bir Anayasa Mahkemesi’nin, cumhurbaşkanı kararnamelerini anayasaya aykırı bulması veya genel olarak yürütmeden hesap sorması pek ihtimal dahilinde olmayacaktır.”